Site Anasayfa Coğrafya'ya Giriş Türkiye Ekonomik Coğrafyası Türkiye Fiziki Coğrafyası Harita Bilgisi Coğrafya Animasyonları
Genel Coğrafya Toprak Coğrafyası Küresel Isınma Konuları Genel Fiziki Coğrafya İllerimiz İngilizce Tanıtım Coğrafya Videoları
Coğrafi Bilgi Sistemi Nüfus ve Yerleşme Tarih Ders Konuları İlahi Dinle Türkçe - Edebiyat Konuları Örgü - Dantel İşleri
Site ArşiviHaber BülteniCoğrafya Ders KonularıFlash OyunlarDini AnimasyonlarKur'an-ı Kerim Dinle

Erzurum ulaşımı ve ulaşım sorunları

5.12.2009 · Kategori: Cografya

ERZURUM İLİ ULAŞIMI

Bilindiği üzere Erzurum Doğu Anadolu Bölgelisi’nde bulunmakta ve ortalama yükseltisi fazla (1853m.) bir ilimizdir. Bu yükseltinin ulaşım konusunda bir çok dezavantajı bulunmaktadır. İklimin (sıcaklık, yağış) Erzurum ulaşımına etkisi göz ardı edilemeyecek kadar fazladır. Erzurum’un denizle bağlantısı bulunmayıp ulaşım kara, hava ve demir yolu ile sağlanmaktadır. Ayrıca doğal gaz boru hatlarıyla da maden ulaşımında önemli bir konumdadır. Ulaşım ağı, Cumhuriyet döneminde özellikle 1950’ler den sonra gelişmiştir. Ve daha da gelişmesi gerekmektedir.

Gelişen teknoloji insan yaşantısını yönlendiren diğer sektörler gibi ulaşım sektörünü de vazgeçilmez kılmaktadır. Günlük yaşantının en az 2-3 saatini trafikte harcayan insanlar; trafikte geçirdikleri bu sürenin hızlı, konforlu, emniyetli, ekonomik ve daha kısa olması için bir arayış içerisindedirler.

21. yüzyıl dünyasında yeterli ve çağdaş ulaşım hizmeti olmaksızın sosyal ve ekonomik hayatı canlı ve dinamik tutmak mümkün değildir. Her alanda olduğu gibi ulaştırma alanında da en modern ve en gelişmiş taşıma araçlarına sahip olmak, teknolojik gelişmelere ayak uydurmak ekonomik kalkınmanın ve refahın bir gereğidir. Devletlerin temel görevi de; ekonomik ve toplumsal gelişmenin ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde ulaşım kapasitesini yaratabilmek, ülke ve toplum çıkarlarına uygun taşıma sistemlerini kurmak ve koordine etmektir.

Ulaştırma sistemleri ve hizmetleri modern ekonomilerin ve toplumsal gelişmenin temel öğesidir. Ulaştırma kendi bünyesinde başlı başına bir ekonomik faaliyet olduğu gibi diğer bütün sektörlerle yakın ilişkisi olan ve bu sektörleri olumlu yönde etkileyen önemli bir hizmet sektörüdür. Hizmetin üretimi ve satışı aynı anda olur. Bu hizmetin ileride ihtiyaç duyulduğunda kullanılması amacıyla depolanma olanağı bulunmamaktadır. Diğer sektörler kendisine duyulan ihtiyaç kadar üretmek durumundadır. Daha açık bir ifadeyle bir ülkenin ulusal ulaşım ana planının olması gerekir. Bütün bu çalışmalar, ilişkiler, ihtiyaçlar, kaynaklar, bu planlama çerçevesinde değerlendirilmek durumundadır. Ulaşım planlanması; gelişen kentlerin ve kentler arasında yaşayanların en önemli gereksinimi olan ulaşım gereksinimini ekonomik, hızlı, konforlu, en kısa zamanda ve emniyetli olarak temin etmenin yöntemlerini araştırır.Amacı da insan, araç ve eşyanın kentlerde ve kentler arasında hızlı, ekonomik, emniyetli, en kısa zamanda ve çevre problemi yaratmadan hareketini sağlamaktır.

21. yüzyıl ulaşım uygulamaları; çağdaş uygulama, yaklaşım ve politikaları tercih eden, yatırımda ve işletmecilikte kaynakları etkin ve verimli kullanan, mevcut altyapı ve tesislerin kapasitesini en üst düzeyde kullanan, çevresel, kentsel, insani ve tarihi değerleri bozmayan, koruyan ve destekleyen kentin veya kentlerin kaderini etkileyecek büyük projelerde; kentlerin sahibi olan kentlilerin söz ve karar sahibi olduğu, meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütlerini her aşamada karar süreçlerine katan, modern teknolojilerin kullanımında etkinliği gözeten projeler, yöntem ve teknikler kullanılmasıdır.

            Bu yöntem ve tekniklerin Erzurum için de geçerli olduğunu vurgulayarak ilimiz için ulaşımın son derece önemli olduğunu belirtmek istiyorum.Şehir içi, şehirler arası ve ülkeler arası ulaşımda Erzurum’un hak ettiği konumda olması gerekmektedir.Doğu Anadolu’da adeta bir kavşak konumunda bulunan Erzurum çeşitli turizm aktiviteleriyle de dış ülkelerden gelen misafirlere ev sahipliği yapmaktadır.Bunun temelinde de ulaşımın yattığını unutmamalıyız.

 

KARAYOLU ULAŞIMI


           
Erzurum ili konum itibariyle komşu illerin karayollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. İlimizin eski ipek Yolu üzerinde bulunması nedeniyle geçmişten bu yana karayolu ulaşımı ağırlık kazanmıştır. Şu anda da bu ağırlık devam etmekte ve kara yolu ulaşımı önemli bir konumda bulunmaktadır. Örneğin; Avrupa ülkelerinden Asya ülkelerine yapılan yolcu ve eşya (TIR) taşımaları ilimizden geçen E 80 Karayoluyla yapılmaktadır. Erzurum’u diğer şehirlere bağlayan kara yollarında son yıllarda iyileştirme ve genişletme çalışmaları yapılmakta ve ulaşım kolaylaştırılmaktadır.

 

İlimiz; doğuda Kars, Ağrı, Ardahan, batıda Erzincan, güneyde Bingöl ve Muş; kuzeyde ise Bayburt, Rize ve Artvin illeriyle karayolu bağlantısına sahiptir. Bu illerle ulaşım; ağır kış şartlarına rağmen kar mücadele ekiplerinin yoğun çalışmaları sonucunda, aralıksız sağlanmaktadır.

 

İlin en önemli karayolu Aşkale-Erzurum il merkezi, Pasinler ve Horasan'dan geçen Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars devlet yoludur. İl merkezini çevre kentlere bağlayan yolların tümü bu ana yola üzerinde ayrılır. İli, Karadeniz Kıyısına bağlayan yollardan Erzurum-Gümüşhane-Trabzon devlet karayolu, Ilıca ilçesinin 12 km batısında, Erzurum-Artvin-Hopa devlet karayolu ise il merkezinde bu yola bağlanır.


            Erzurum-Bingöl ve Erzurum-Muş karayolları ise ili güneye bağlar. Erzurum-Kars karayolundan Horasan'da ayrılan bir kol Ağrı-Doğubeyazıt üzerinden Gürbulak hudut kapısına bağlanır. Sivas-Kars demiryolu, doğu sınırına giderken Erzurum'dan geçer.

 

İlimiz uluslararası transit karayolu üzerindedir. Erzurum'un bütün İlçeleri ile karayolu bağlantıları vardır. 1120 Km. Devlet Yolu’nun,  1062 Km’si asfalt, 40 Km. BSK(Bitümlü Sıcak Karışım), 18 Km’si stabilize, 209 Km. Duble yoldur(Bölünmüş yol). İl Yolu’nun, Karayolları sorumluluğundaki 322 Km.’si asfalt, 106 Km.’si stabilize, 42 Km.’si toprak, 85 Km.’si ham yol olup toplam 555 Km’dir. Köy Hizmetleri ağındaki 351 Km.’si asfalt, 4133 Km.’si stabilize, 2036 Km.’si tesviye olmak üzere yol ağı toplam 6520 km’dir. Karayolları ve Köy Hizmetleri ağındaki toplam İl Yolu ise 7640 km’dir.

 

Erzurum’un 18 ilçesi bulunmakta ve ilçeleriyle olan en yoğun ulaşımı karayolları ile sağlanmaktadır. Şehir merkezinden ilçelere, ilçelerden de şehir merkezine yarım saatte bir, iki saatte bir, günde iki kere vb. şekilde toplu taşıma araçları seferler düzenlemektedir.

 

İlçelerimize ulaşım eskiden kış aylarında bazı aksaklıklar yaşıyordu ancak; şimdi şartların gelişmesi, yeni güzergâhların oluşturulması vb. nedenlerle ilçelere daha rahat ve daha güvenli ulaşım sağlanmaktadır. Önceden bir çok ilçe yolu tek şerit ve stabilize iken şimdi yeni yolların yapılmasıyla daha güvenli ve rahattır. Örneğin Tekman’a giden yol önceden iyi olmadığı için şimdi yeni bir güzergah seçilmiş, yol mesafesi uzamasına rağmen daha güvenli ve rahat hale getirilmiştir.Şu anda da Tekman yolunda çalışmalar devam etmektedir.

 

Erzurum’un  ilçelerine  olan  karayolu  uzaklıkları:

 

Aşkale 53 km

Çat 52 km

 

Hınıs 146 km

 

Horasan 85 km

 

Ilıca 15 km

İspir 141 km

Karaçoban 185 km

Karayazı 116 km

Köprüköy 58 km,

Narman 99 km

Oltu 129 km

Olur 174 km

Pasinler 40 km

Pazaryolu 122 km

Şenkaya 184 km

Tekman 148 km

Tortum 57 km

 

Uzundere 86 km

Dumlu 23 km

Çiftlik 75 km

 

Kandilli 39 km

Halilçavuş 116 km

Aras 103 km

Ovacık 68 km

Çamlıkaya 172 km

Kırık 92  km

Karaköprü 171 km

Elmalıdere 134 km

Göksu 142 km

Söylemez 95 km

Kışlaköy 114 km

Akşar 165 km

 

Gaziler 152 km

Kömürlü 166 km

Gökoğlan 174 km

Şenyurt 82 km

 

 

 

 

Şehir içi ulaşımda şehirlerarası ulaşımda olduğu gibi, önemli olan hatta başarıda veya iyileşmede kriter olarak alınması gereken beş temel unsur söz konusudur. Bunlar:

  • Hızlı ulaşım
  • Ekonomik (düşük maliyetli) ulaşım.
  • Güvenlikli ulaşım (Güvenlikli ulaşım şehir içi ulaşımda üçüncü sırada yer alırken şehirlerarası ulaşımda ikinci sırada yer almaktadır.)
  • Konfor (Rahat ulaşım)
  • Çevreyi en az kirletme

Bütün bu ölçekler şehir içi ulaşımda başarı için veya iyileşme için birer birer geçerli not alınması gereken derslerdir. Bu kriterlerden herhangi biri veya birilerinden geçersiz not alınması durumunda şehir içi ulaşımında başarı sağlanmış olmayacaktır.

Bu kriterlerden bazıları Erzurum’da diğer illere oranla daha iyiyken bazı kriterler konusunda istenilen seviyeye henüz ulaşılamamıştır.

Erzurum’da Karayolu Ulaşımı Sorunları:

Erzurum’da karayolu ulaşımı adına doğal ve beşeri birçok sorun vardır;

 

Erzurum ili şehir içi ve şehirlerarası ulaşımında özellikle kış mevsiminin getirdiği olumsuzluklar yaşanmaktadır. Erzurum’da kış aylarında meydana gelen yoğun kar yağışı birçok köy yolunun kapanmasına neden olmakta, ulaşım aksamaktadır. Köylerin merkezle bağlantısının kısa süreli de olsa kopması birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Köylerin kente birçok yönden bağımlı yaşaması ulaşımı köyler açısından zorunlu kılmaktadır. Ulaşımın aksaması onlar açısından büyük sorun teşkil eder. Yani köy – kent arası ulaşım bağlantısının sürekli sağlanması gerekmektedir. Ancak Erzurum için bu durum söz konusu değildir. Kısa süreli de olsa kapanan köy yollarına kış mevsiminde sıkça rastlanmaktadır.

Düşük sıcaklıklar, sıcaklık farkları, yoğun kar yağışları, karların yolları kapaması, yolların kar ve sıcaklık farkından dolayı çabuk bozulması, yollarda tümseklerin oluşması, buzlanmalar, araç tekerleklerinin kayması, araçların buna rağmen zincirsiz oluşu vb. birçok sorun Erzurum’da ulaşımı aksatmakta ve çeşitli kazalara neden olmaktadır.

Şehir merkezinde ise kar yağışı haricinde özellikle park sorununun yaşanması, trafik sıkışıklığı, altyapı yetersizliği, kavşak yetersizliği, şehir içi yollarının otopark olarak kullanılması, toplu ulaşımın cazip hale getirilememesinden kaynaklanan sorunlar, toplu taşıma araçlarının yetersiz oluşu, sıkışıklıkların yaşanması, yayaların bilinçsizliği, (sert iklimden midir bilinmez) Erzurum şoförlerinin sabırsız ve sinirli oluşu, birçok yolun dar oluşu ve özellikle dar olan yerlerde araçların çok oluşu trafik sinyalizasyonundaki teknoloji yetersizliği, koordinasyon sorunu, hava kirliliği gibi sorunlar Erzurum ulaşımındaki diğer sorunlardandır.

 

Bu sorunlardan bazıları, bazılarının sebepleri veya sonuçları olarak görülebilmektedir.

Şehir içi ulaşımda altyapı, sistemin vazgeçilmez tamamlayıcılarındandır. Şehir içi ulaşımda altyapı çalışmalarında başlıca etkenler temel belirleyicilerdir. Bunlar:

  • Müşteri/yolcu talepleri,
  • Finansman kaynağı,
  • İç verim oranı,
  • Politik etkiler,
  • Ulaşılabilirlik, Konfor, Yolculuk kalitesi, Estetik, kültürel değerler, çevresel karmaşa vb.

Tabi ki sadece sorunlar değil; birçok güzellik ve imkân da bulunmaktadır Erzurum ve Erzurumlu adına. Gidilmesi gereken yere çok az zaman harcayarak gidilmesi buna en güzel örnektir. Büyük şehirlerdeki gibi ulaşım çok sık ve yoğun olmadığından Erzurumlunun zaman yönünden avantajları vardır.

 

Karayolu ulaşımına sadece insanların bir yerden bir yere taşınması şeklinde bakmamalıyız. Cansız varlıkların ulaşımı da söz konusudur. Erzurum’da kargo hizmetleri de son yıllarda büyük gelişmeler göstermiştir. Çeşitli firmalar bayilerini Erzurum’da da açmış ve kendi aralarında rekabet içerisine girmişlerdir.

 

Erzurum’da son yıllarda özellikle karayolu ulaşımında yoğunlaşarak devam eden geçmiş belediye ve şu an ki belediyenin çalışmaları da göze çarpmakta, çeşitli projeler hayata geçirilmektedir. Yapılan alt geçitler,  yol genişletme çalışmaları ulaşımı önemli ölçüde rahatlatmaktadır.(En son Aziziye Araştırma Hastanesi yanındaki yolun genişletilmesi hastane duvarının 2-3 m kadar içe alınması o yol üzerindeki ulaşımı büyük ölçüde kolaylaştırmıştır.)

Şehir içi Ulaşımın Stratejileri:

  • Kentin merkezi yükünü ve merkeze doğru yoğunlaşan trafik yükünü azaltmak için orta ve büyük ölçekli sanayileri kent dışına almak, (Erzurum’un bu konuda bir problemi bulunmamaktadır.)
  • Merkez dışında yeni yerleşim alanları oluşturmak,(Yenişehir, Yıldızkent, Dadaşkent, Hilalkent buna örnektir.)
  • Dikey ulaşım mantığını kullanarak dikey ulaşım altyapısına hız vermek,
  • Dolaşım ve otopark kısıtlamaları yapmak,(Cumhuriyet Caddesinde park süresinin en fazla 20 dk olması, aksi takdirde cezai işlemin uygulanması)
  • Suyolu ulaşımına ağırlık vermek,(Erzurum için söz konusu değildir.)
  • Toplu taşıma ve yayalara öncelik vermek,
  • Mevcut hemzemin kavşakların geometrik açıdan ıslahı ve denetimi,
  • Çok katlı kavşak uygulamalarına geçilmesi,
  • Yaya alt geçitlerin artırılması,(Aynı zamanda var olan alt geçitlerin kullanılması,(yayaları bilinçlendirmek))
  • Esnek sinyalizasyona geçilmesi,
  • Yol kenarı otoparklarının caydırılması.

            Bu uygulamalar hayata geçirilirse inanıyorum ki Erzurum ulaşımında en fazla doğal sorunlar konuşulur. Ama ulaşım sorunlarından bahsetmeye başladığımız zaman hemen beşeri sorunlar ön plana çıkıyor şoförler, yayalar ve ilgili merciler hatalarıyla başrole geçiyorlar. Onun için özellikle karayolu ulaşımında, Erzurum’da en çok kullanılan ulaşım şeklinde, herkes üzerine düşen görevi yapmalı. Belediyeler, Valilik çok çalışmalı; şoförler ve yayalar ise trafik kurallarına uymalı, uymayanları da uyarmalıdırlar.

DEMİRYOLU  ULAŞIMI


            İlimizin komşu illerle demiryolu bağlantısı 1939 yılında sağlanmış olup, ilimiz hudutları içindeki demiryolu ağı 200 km' dir.

 

İlimizin Erzincan, Kars ve Malatya illeriyle direkt demiryolu bağlantısı vardır. Demiryolları ile Erzurum-Kars ve Erzurum-Erzincan istikametlerine düzenli olarak yolcu ve eşya taşımacılığı yapılmaktadır.

 

İl sınırları içerisinde toplam 13 istasyon ve durak bulunmaktadır. İstanbul-Kars arsında sefer yapan eksprese ek olarak ilde, Kars-Mersin, Kars-İstanbul-İzmir arasında sefer yapan yolcu treni ile doğuda Horasan'a, batıda Karasuya çalışan banliyö trenleri vardır.

 

Son zamanlarda demir yoluna rağbet azalmıştır.Oysa kara yoluna göre daha ucuzdur.Kaza riski daha azdır.Demir yollarını daha cazip hale getirmek için çeşitli uygulamalar devreye sokulmalıdır.Çeşitli yenilikler yapılmalı hızlı trenlerin, yeni ray sistemlerinin yapılmasına başlanmalıdır. Buna ihtiyaç vardır. Özellikle modern raylı ulaşım sistemlerinde yapılan taşımalar, hız güvenlik, konfor ve ekonomiklik yönünden alternatif ulaşım araçlarına göre çok daha avantajlıdır. Raylı ulaşım arazi kullanımı ve çevre kirliliği yönünden, karayollarına oranla önemli ölçülerde üstünlüğü mevcuttur. Kendi içinde sorunları vardır.

Türkiye'nin Coğrafi Bölge özellikleri

30.11.2009 · Kategori: Cografya

Türkiye’nin Coğrafi Konumu ve Özellikleri

 

TÜRKİYE COĞRAFYASI

Konumu nedeniyle eski Asya Türk kültürünün Avrupa'ya ulaştırıldığı bir geçit yeri olan Türkiye, aynı zamanda batı dünyasının doğuya açılan penceresidir.Üç tarafı Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi ile çevrili olan Türkiye'nin deniz sınırları, ülkeyi yalnızca yakın bölgelerle değil, bütün dünya ile komşu haline getirir. Bu uzun kıyılar ve kıtalararası köprü niteliği nedeniyle ülke, büyük ticaret ve göç yollarının merkezi olmuştur.

Avrupa ile Asya kıtaları arasında,genel görünüm olarak bir dikdörtgen biçimindeki Türkiye'nin 790 bin 200 km2'lik bölümü Küçük Asya denilen Anadolu yarımadasında, geri kalan 24 bin 378 km2'lik kısmı Balkan yarımadasının doğusundaki Trakya'da yer alır. Toplam yüz ölçümü 814 bin 578 km2'dir. 8 bin 272 kilometrelik kıyıları ile Türkiye, eski dünya anakaraları ortasında bir deniz ülkesidir.

1941 yılında Ankara'da toplanan Birinci Coğrafya Kongresi, uzun süren çalışmaları sonunda Türkiye'yi yedi coğrafi bölgeye ayırmıştır. Tespit edilen yedi bölgeden ilk dördüne komşu olduğu denizin adı verilmiştir (Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri). Diğer üç bölge de Anadolu bütünü içindeki yerlerine göre adlandırılmıştır (İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri).

YÜZEY ŞEKİLLERİ

Genel olarak yüksek bir ülke olan Türkiye'de dağlar geniş yer tutar; buna karşılık, çeşitli düzlükler yani ovalar, platolar ve çöküntü alanları da çoktur. Bu özellik bir yandan iklimi çeşitlendirirken, bir yandan da yerleşme düzenini ve ekonomik yaşamı etkiler.Türkiye iklim, doğal bitki örtüsü, tarım türlerinin dağılışı gibi etmenler göz önünde bulundurularak yedi büyük coğrafi bölgeye ayrılmıştır: Akdeniz, Ege, Marmara, Karadeniz, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri.


Dağlık bir ülke olan Türkiye'nin başlıca sıradağları, kuzeyde ve güneyde genel olarak sahillere paralel geniş yaylar çizerek uzanır. Kuzeydekiler Kuzey Anadolu Dağları, güneydekiler ise Toroslar'dır. Bu sıradağlar Anadolu'nun orta kesimindeki geniş düzlükler tarafından birbirinden ayrılmıştır. Sıradağlar, ülkenin doğu kesimlerinde sıklaşmakta ve yüksek tepeler oluşturmaktadır. Batı kesiminde ise yükseklik azalmaktadır. Ege ve Marmara bölgelerinde sıradağlar seyrektir, bu bölgeler daha çok çukur niteliğindedir. Ülkenin orta kesimlerinde olduğu gibi, Toroslar'ın uzantıları dışında kalan Güneydoğu Anadolu'da da geniş düzlükler yer alır. Türkiye'nin en yüksek dağı olan Büyük Ağrı dağı (5137 m.) ve onun yanındaki sönmüş volkanik bir dağ olan Süphan dağı, Doğu Anadolu bölgesindedir. Karacadağ, Raman ve Sof dağları Güneydoğu Anadolu Bölgesinin başlıca dağlarıdır.

Türkiye'de çok sayıda akarsu bulunmaktadır. Akarsuların büyük bölümünden enerji üretiminde yararlanılır. Doğu Anadolu'nun başlıca akarsularından Fırat ve Dicle nehirleri Basra Körfezine, Orta Anadolu'nun Yeşilırmak, Kızılırmak ve Sakarya nehirleri Karadeniz'e, Batıda Susurluk, Biga ve Gönen çayları Marmara Denizi'ne; Gediz, Büyük ve Küçük Menderes nehirleri Ege Denizi'ne dökülür.

Türkiye göllerinin toplam yüzölçümü 9200 km2yi bulur. Göl sayısı bakımından en zengin bölge Doğu Anadolu'dur. Türkiye'nin en büyük gölü olan Van Gölü (3713 km2) ile Erçek, Çıldır ve Hazar gölleri bu bölgededir. İç Anadolu'nun en büyük gölleri ise sığ ve çok tuzludur. Ülkenin ikinci büyük gölü olan Tuzgölü (1500 km2) ile Akşehir ve Eber gölleri bu bölgededir. Van Gölü üzerinde vapur taşımacılığı yapılır.

Marmara ve Boğazlar, Karadeniz'i dış dünyaya açan çok önemli su yollarıdır. Bütünüyle ulusal sınırlar içinde yer alan Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ile Karadeniz'e, Çanakkale Boğazı ile de Ege ve Akdeniz'e açılır. Türkiye'nin özellikle Ege ve Batı Akdeniz kıyıları girintili çıkıntılıdır ve buralarda çok sayıda körfez yer alır.

İKLİM

Türkiye coğrafi konumu bakımından orta iklim kuşağının güneyinde bulunmakta olup yazları kurak geçen suptropikal iklimin bir tipi olan "Akdeniz İklimi"nin tesiri altındadır.

Akdeniz Bölgesi : Kıyı boyunca yazları sıcak ve kurak,kışları ılık ve yağışlı Akdeniz iklimi hüküm sürer. Batıda Torosların ardında Burdur Isparta Akdeniz iklimi ile kara iklimi arasında geçiş bölgesidir. Akdenizde 7 ay boyunca ( Mayıs başından Ekim sonuna kadar) denize girilebilir.

Ege Bölgesi : Kıyılarda Akdeniz iklimi hüküm sürer.İç kesimlere doğru iklim sertleşir. Kara iklimi başlar. Ege Denizinde denize girme mevsimi 4-5 ay (Haziran-Eylül sonu) dır.

Marmara Bölgesi : Kışları oldukça soğuktur. Sık sık don olayları ve kar yağışı görülür.Yaz kuraklığı Akdenize nazaran hafiflemiştir. Marmara Denizinde denize girme mevsimi 3 ay (Haziran-Ağustos sonu)dır. Bazen Eylül aylarında da denize girilebilmektedir.

Karadeniz Bölgesi : Her mevsimi yağışlı Karadeniz iklimi 3 tipe ayrılır. Doğu Karadenizde (Trabzon,Rize) yağışlar en yüksek değerde, yaz sıcaklığı yüksek, kışları ılıktır. Orta Karadeniz'de (Ordu) yağışları daha azdır. Akdeniz iklimini andırır. Batı Karadeniz'de (Zonguldak,Sinop) yağış az, yazın nem oranı düşüktür. Karadeniz'de denize girme mevsimi Haziran sonu ile Ağustos ortasına kadardır.

İç Anadolu Bölgesi : Kışları soğuk,yazları akdeniz iklim tipinde yaşanan kuraklıktan daha az sıcak. Yağışlar İlkbahar ve Sonbahardadır.

Doğu Anadolu Bölgesi : Şiddetli kontinental (karasal) iklimin hüküm sürdüğü Doğu Anadolu'da kışlar karlı ve sık don olayları ile birlikte çok uzun sürer.Yazlar Güneydoğu Anadolu bölgesine nazaran serindir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi : Step iklimi hüküm sürmekte olup yazlar çok sıcak geçer.Kuraklık son derece şiddetlidir. Buharlaşma yoğun olup yılda 1000-2000 m.m ve daha fazlasına ulaşabilir.

DENİZLER

Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrilidir. Dört denizden üçü Karadeniz, Ege Deniz ve Akdeniz, Atlas Okyanusu açılır. Karadenizi Akdeniz'e bağlayan Marmara Denizi Türkiye'nin toprakları arasında yeralır.

Karadeniz: Kapalı deniz görüşündeki Karadeniz kıyılarının uzunluğu 1695 Km,en derin yeri 2244 M, yüzölçümü 424.000 Km2'dır. Karadeniz "boyuna kıyı tipi" göstermesi dolayısıyla şelf sahası çok sarp olup, kısa mesai de derinlik 1500 m'yi bulur. Buharlaşma az, dökülen akarsu çok olduğundan tuzluluk oranı azdır.

Ortalama Tuzluluk Oranı: %18, Irmak Ağızlarında: %15-16

Marmara Denizi: Karadeniz'le Akdeniz arasında küçük bir iç denizdir. Kıyılarının uzunluğu 1189 Km, derinlik 760m-3500 m, Karadeniz ve Akdenizi birbirine bağlar.

Ortalama Tuzluluk Oranı: % 26

Ege Denizi: Türkiye'nin en uzun ve en girintili çıkıntılı kıyılarına sahip olan denizidir. Kıyılarının uzunluğu 2805 km, en derin yerin 1000 m'dir.

Ortalama Tuzluluk Oranı: Kuzeyde%38, Güneyde % 39

Akdeniz: Türkiye'nin güneyinde uzanan Akdeniz asıl Akdeniz'in doğu bölümünü teşkil eder. Kıyılarının uzunluğu 1577 Km, yüzölçümü: 2.890.000 Km2'dir.

Ortalama Tuzluluk Oranı: Batı'da %36, Doğu'da %039


Türkiye Kuzey Yarım Küre’de, eski dünya karalarının birbirine en çok yaklaştıkları stratejik bir bölgede yer alır. Buna bağlı olarak matematiksel ve özel konumu ülkenin sosyal, politik ve ekonomik durumu üzerinde etkili
olmaktadır.

Türkiye’nin Matematiksel Konumu

Türkiye 36° - 42° Kuzey enlemleri, 26°-45° Doğu boylamları arasında yer alır. Buna bağlı olarak; Türkiye dört mevsimin belirgin olarak yaşandığı ılıman kuşakta yer alır. Güneş ışınları yıl içinde düz zeminlere dik gelmez. Bu nedenle yatay düzleme dik duran cisimlerin gölge boyları sıfır olmaz. Ülkenin doğusu ile batısı arasında 76 dakikalık zaman farkı vardır.


Türkiye’nin Özel Konumu


Türkiye’nin eski dünya karaları olan Asya ve Avrupa kıtalarında toprakları bulunur. Üç tarafı denizlerle çevrili yarımada özelliği taşır. Ortalama yüksekliği fazla olup (1130 m), yükseklik batıdan doğuya doğru artar.


Yakın jeolojik zamanda oluştuğundan kırıklı arazisi fazladır. Bu nedenle tektonik depremler sık görülür. Maden çeşitleri fazladır. Ortadoğu ve Asya petrollerine yakınlığı, boğazlara sahip olması jeopolitik önemini artırır.


Türkiye’yi Çevreleyen Denizler

Karadeniz

Sularının Özellikleri
Karadeniz, bol su taşıyan akarsularla beslendiğinden ve bol yağışlı bir bölgede bulunduğundan su seviyesi yüksektir.


Bulunduğu enlem nedeniyle suların sıcaklığı Akdeniz sularına göre daha düşüktür. Derinlerde kükürtlü hidrojen gazının bulunması, 200 m’nin altındaki derinliklerde deniz canlılarının yaşamını engeller. Tuzluluk oranı, %o 18’dir.

Akıntılar
Karadeniz’in su seviyesinin yüksek ve tuzluluk oranının düşük olması nedeniyle Karadeniz’den Marmara Denizi’ne doğru bir üst akıntı bulunmaktadır. Marmara Denizi’nden de Karadeniz’e doğru alt akıntı bulunur.

 

Kıyı Tipi
Karadeniz’in Anadolu kıyıları, dağlar kıyıya paralel uzandığından genellikle dik ve yüksek kıyılar şeklindedir. Boyuna kıyı tipi özelliğindedir. Bu nedenle, Anadolu kıyılarının gerçek uzunluğu ile kuş uçuşu uzunluğu arasındaki fark azdır.

Marmara Denizi

Sularının Özellikleri
Marmara Denizi sularının özelliği bakımından, Akdeniz ile Karadeniz arasında bir geçiş özelliği gösterir. Karadeniz’den olan üst akıntı nedeniyle yüzeyde %o 23 tuzluluk oranı, Akdeniz’den olan alt akıntının etkisiyle derinlerde %o 36 civarındadır.

 

Akıntılar
Akdeniz’in tuzlu suları alt akıntı ile Karadeniz’in az tuzlu suları ise üst akıntı ile Marmara Denizi sularına karışır.

Kıyı Tipi
Marmara Denizi kıyılarında birden fazla kıyı tipi görülmektedir.
Örneğin, İstanbul ve Çanakkale Boğazı kıyılarında ria kıyı tipi, İzmit-Yalova arasında enine kıyı tipi, kuzey kıyılarında limanlı kıyı tipi görülür.

Ege Denizi

Sularının Özellikleri
Sularının özellikleri bakımından Akdeniz’e benzerlik gösterir.
Tuzluluk oranı, Ege Denizi’nin kuzeyinde yaklaşık %o33, güneyinde ise yaklaşık
%o 37 dir.

 

Akıntılar
Akdeniz’in tuzlu suları alt akıntı ile Ege Denizi sularına karışmaktadır. Karadeniz’den ise Ege Denizi’ne doğru üst akıntı bulunmaktadır.

Kıyı Tipi
Ege Denizi’nin Edremit – Kuşadası arası, dağlar kıyıya dik uzandığından enine kıyı tipindedir. Güneybatı Anadolu kıyıları ise (Bodrum, Marmaris, Datça) ria tipi kıyılardır.

Akdeniz

Sularının Özellikleri
Akdeniz sularının sıcaklığı diğer denizlerimizden daha yüksektir.
Bulunduğu enlem nedeniyle sıcaklık ve buharlaşma fazladır. Buna bağlı olarak, tuzluluk oranı %o 36 ilse %o 39 arasında değişir.

 

Akıntılar
Akdeniz’in çok tuzlu yoğun suları dip akıntı ile Marmara Denizi’ne ulaşır.

Kıyı Tipi
Akdeniz’in Anadolu Kıyıları genlikle boyuna kıyı özelliğindedir.
Finike – Kaş arasında Dalmaçya kıyı tipi görülür.
Türkiye’nin Sınırları ve Komşuları
Türkiye’nin kara ve deniz sınırlarının toplam uzunluğu yaklaşık
11.000 km’dir. Burada Türkiye’nin kara sınırları ve komşuları incelenecektir.

 

Sınırları
Türkiye’nin kara sınırları yaklaşık 2753 km’dir. Irak ve İran sınırları doğal sınır özelliği taşımaktadır. Diğer sınırlarımız yer yer bazı engellerden geçseler bile büyük çoğunluğu politik sınır özelliğindedir. En uzun sınırımız 877 km’lik Suriye, en kısa sınırımız 18 km’lik Nahçıvan sınırıdır.

Komşuları
Asya ile Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan bir köprü özelliğindeki Türkiye, Asya’da Gürcistan, Ermenistan, Nahçıvan, İran, Irak, Suriye, Avrupa’da Yunanistan ve Bulgaristan ile sınır komşusudur.

Türkiye’nin Coğrafi Bölgeleri
Türkiye’nin bölgelerini incelerken öncelikle bazı kavramların bilinmesi gerekir. Bunlar coğrafi bölge, coğrafi bölüm ve yöredir.

Coğrafi Bölge : Taşıdığı belirli Coğrafi özellikleri ile çevresinden ayrılan, kendi içinde benzerlik gösteren en geniş coğrafi birimdir. Coğrafi bölgelerin sınırları belirlenirken doğal koşullar, sosyal ve ekonomik
özellikler temel alınır.

Coğrafi Bölüm : Bir coğrafi bölge içinde doğal koşullar, sosyal ve ekonomik özellikler bakımından farklılık gösteren küçük birimlerdir.

Yöre : Bölüm içerisinde farklı özelliklere sahip, bölümden daha küçük birimlerdir. Iğdır Yöresi, Göller Yöresi, Menteşe Yöresi gibi.

Coğrafi Olarak 7 Bölüme Ayrılmıştır

  • AKDENİZ BÖLGESİ
  • KARADENİZ BÖLGESİ
  • EGE BÖLGESİ
  • DOĞU ANADOLU BÖLGESİ
  • GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ
  • MARMARA BÖLGESİ
  • İÇ ANADOLU BÖLGESİ

Türkiye'nin yer altı maden ve enerji zenginlik kaynakları

30.11.2009 · Kategori: Cografya

Ülkemiz çesitli yeralti kaynaklarinin olusturdugu çok zengin servetlere sahip bulunmaktadir. Bu kaynaklarin basinda; petrol, bor, toryum, altin, krom gibi madenlerimiz gelmektedir.


MADENLER


Türkiye madenler bakımından zengin bir ülkedir. Ayrıca bazı madenler bakımından dünyanın önemli ülkeleri arasındadır. Türkiye'nin madenlerinin tamamı henüz belirlenmemiştir. Her yıl yeni maden yataklarının bulunması bunun kanıtıdır.

Ülkemizin madenciliğinin şu andaki üretimi, tümüyle kendi endüstri kuruluşlarımızın gereksinimine yönelik değildir. Bir kısmı ham olarak ya da yarı işlenmiş halde dışarı satılmaktadır.

Bir madenin işletilmesinin karlı olabilmesi için; "cevher oranı" Yedekleriyle birlikte belirtilen miktarı fazla olmalıdır.

Anadolu, madenciliğin eskilere dayandığı bir yerdir. Ancak cumhuriyetin ilanından sonra kurulan maden teknik ve arama (M.T.A) enstitüsü, madenciliğimizi ciddi biçimde ele alınmasına yönelik olan bir kuruluştur. Bu kuruluş, arama çalışmaları gerçekleştirirken yine cumhuriyet döneminde kurulan ETİBANK, işletme ve pazarlama işlerini yürütmeye başlamıştır. Bu devlet kuruluşlarından başka, özel sektör kuruluşları da bulunmaktadır.
DEMİR
Türkiye'nin birçok yerinde çıkarılan bir madendir. Demir çıkarımının %80'ini Doğu Anadolu bölgesi içerisinde kalan Divriği sağlar. Balıkesir'de Eymir ve Çarmık, Ege Bölgesinde Ayazmand ve Torbalı, Kahramanmaraş ile Kayseri arasında Faraşa ve Karamadazı, Sivas Hekimhan arasında Hasan çelebi ve Doğu Marmara'da Çamdağı, önemli demir alanlarıdır. Demir, endüstride en çok kullanılan maden cevheridir. Bu nedenle demir-çelik endüstrisinde ana maddedir.

KROM

Sert, paslanmaz ve iyi parlatılan bir madendir. Kaplamacılık ve çelik yapımında yaygın olarak kullanılır. Türkiye'de yaygın olarak çıkarılan madenlerden biride kromdur. En zengin krom yatakları; Elazığ'da Guleman, Batı akdenizde (fethiye, marmaris arasında) Dalaman havzası, Kütahya ile Bursa arası ve Eskişehir'in doğusundaki Seyitgazi'de yer alır. Adana'nın kuzeyindeki Akdağ yöresinde de yeni krom yatakları bulunmuştur. Akdağ krom yatakları, Dünyanın en zengin yataklarıdır. Türkiye, krom çıkarımında dünyada 3. sıradadır. Türkiye, çıkardığı kromu büyük ölçüde cevher olarak satmaktadır. Bu nedenle çıkarımını dış taleplere bağlı olarak ayarlamaktadır.

BAKIR
Kolay işenen bir madendir. Elazığ'da maden (Ergani bakır işletmeleri), Artvin'de Murgul (Göktaş) ve Kastamonu'da Küre bakır çıkartılan yerlerdir. Rize Çayeli'de yeni bakır yatakları bulunmuştur.

BOR
Kullanım alanı yaygın olan bu maden,boraks ve asitborik elde edilmesi bakımından da önemlidir. Balıkesir'de Sultançayırı ve Bigadiç Eskişehir'de Seyitgazi ve Kütahya çevresi önemli çıkarım alanlarıdır. Türkiye, bor minarellerinde dünyanın en zengin ülkesidir.

BOKSİT
Konya'nın Seydişehir ilçesi ile Antalya'nın Akseki ilçesinde çıkarılır. Bu iki çıkarım alanı da Antalya bölümünde yer alır. Alüminyumun hammaddesidir.

KÜKÜRT
Isparta'nın Keçiborlu ilçesi ile Denizli'nin Sarayköy ilçesinde bulunmaktadır.

MANGANEZ
Zonguldak'ın Ereğli ve Artvin'in Borkça (Göktaş) çevrelerinde çıkartılır. Denizli Tavas'ta yeni yatakları bulunmuştur

CİVA

İzmir'in Ödemiş ve Karaburun, Konya'nın Sarayönü çevresinde ve ayrıca Niğde civarlarında çıkartılır.

TUZ
Çeşitli yollarla elde edilen bir doğal kaynaktır. Kayatuzu olarak çıkartıldığı gibi, deniz suyundan ve açık işletme olarak Tuz gölünden de elde edilir. En fazla tuz üretimi İzmir'deki Çamaltı tuzlasında, deniz suyundan elde edilir. Çankırı, Erzurum, Kars, Nevşehir, Kırşehir, Yozgat ve Konya'da işletilmektedir.Türkiye, birçok madende zengin bir ülkedir. Bu madenlerden bazıları turistlik eşya yapımında önem taşır. Lületaşı (Eskişehir'de) ve oltutaşı (Erzurum'da) bu özellikte olanların en önemlileridir.

TAŞ KÖMÜRÜ (Maden kömürü):
Yurdumuzda tüketilen enerji kaynakları arasında taş kömürünün önemli bir yeri vardır. Ayrıca demir-çelik ve kimya sanayiilerinin önemli ham maddesidir. Başlıca taş kömürü yataklarımız; Zonguldak ve çevresindedir. Burası Türkiye'nin tek maden kömürü havzasıdır. Bir milyon tonu aşan rezervi vardır.

LİNYİT
Yaygın olarak hemen her bölgemizde çıkarılır. Ege bölgesi linyitleri oldukça kalitelidir. Manisa'da Soma, Kütahya'da Tavşanlı, Tunçbilek ve Değirmisaz, Amasya'da Çeltek ve Erzurum en önemli çıkarım yerleridir. Kahramanmaraş'ın Elbistan, Muğla'nın Yatağan linyitlerinin kalori değeri düşüktür. Bu nedenle termik santrallerde kullanılır.

PETROL
Günümüzde önemli bir enerji kaynağı olan petrol, aynı zamanda kimya sanayiinin de ham maddesidir. Yurdumuzdaki petrol yatakları fazla zengin değildir. Mevcut petrol yataklarımız daha çok Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Batman, Siirt ve Diyarbakır'dadır. Adıyaman, Şanlı Urfa ve Mardin'de de petrol yatakları vardır. Üretilen petrol, ihtiyacımızın çok az bir kısmını (1/7) karşılamaktadır. Geri kalan kısmını dışardan karşılamaktayız.

Yurdumuzda ham petrolün arıtılması için rafineriler kurulmuştur. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde üretilen ham petrolün bir kısmı Batman Rafinerisine, bir kısmı da Batman-İskenderun boru hattı ile Dörtyol'a gönderilmektedir. Buradan da tankerlerle Ataş, İzmir ve İzmit rafinerilerine taşınmaktadır. İskenderun Körfezi ile Kırıkkale arasındaki petrol boru hattı ile de Kırıkkale Rafinerisine ham petrol aktarılmaktadır. Ayrıca Türkiye-Irak boru hattı ile Irak petrollerinin bir kısmı Yumurtalık Limanı'na taşınmaktadır. Bu taşımacılıktan Ülkemiz önemli bir gelir sağlamaktadır. Azerbaycan petrolünün de yapılacak boru hattı ile İskenderun Körfezi'ne getirilmesi planlanmaktadır. Yurdumuzda petrol aramalarına hızla devam edilmektedir.

Türkiye'de su gücünden elde edilen elektrik enerjisi üretimi her geçen gün artmaktadır. Barajlara dayalı elektrik üreten pek çok hidroelektrik santralimiz vardır. Bunların başlıcaları; Atatürk, Karakaya, Keban, Hasan Uğurlu, Demirköprü, Hasan Polatkan, Oymapınar ve Hirfanh hidroelektrik santralleridir. Bunların yanında yapımı devam eden hidroelektrik santrallerimiz de vardır.

Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile Fırat ve Dicle üzerinde 21 baraj, 17 hidroelektrik santrali yapımı öngörülmektedir. Bu proje ile elde edilecek hidroelektrik enerji, Türkiye'deki mevcut hidroelektrik enerjiden çok daha fazla olacaktır.

Ayrıca, Denizli yakınlarında Sarayköy'de yüksek sıcaklıktaki su buharından enerji elde edilmektedir. Bu tür enerjiye "Jeotermal enerji" denir. Birçok yerinde çeşitli sıcaklıkta termal kaynaklar bulunan yurdumuz, bu enerji kaynağı açısından da şanslı görülmektedir. Yine yurdumuzun çeşitli yerlerinde güneş enerjisinden ısı enerjisi olarak yararlanılmaktadır. Yurdumuzda doğal gazdan da faydalanılmaktadır. Bir miktar yerli üretimin yanı sıra Rusya Federasyonu'ndan borularla, Cezayir'den de deniz yolu ile doğal gaz getirilmektedir. Özellikle büyük kentlerimizde daha çok kışın ısınmada kullanılan doğal gaz, hava kirliliğini de büyük ölçüde azaltmaktadır.
 
Türkiye Maden Haritası

Türkiye Maden Haritası, enerji kaynakları haritası

 

Türkiye'de petrol var mı, ne kadar çıkarılıyor, nerelerde petrol var


Türkiye'de Petrol Varligi: Dahilî ve haricî vatan hainlerinin, yillarca Türkiye'de petrolün bulunmadigi, çok az olan rezervlerin de çok derinde olmasi sebebiyle ekonomik olmadigi, ihtiyaçlari karsilamaktan çok uzak oldugu yalanlari ile ülke insani, uyutulmaya çalisilmistir. Türkiye, güneyde, doguda, kuzeydoguda, kaliteli ve çok büyük petrol rezervlerine sahip ülkelerle komsu bulunmaktadir. Bulundugu cografî konum itibariyle petrol olmadigini iddia etmek ya akil noksanligina ya da vatan hainligine delâlet eder. Türkiye petrolündeki oyunlar, ikinci sikki temsil eden ihanet çetesinin eseridir.

Ankara Ticaret Odasi (ATO) Baskani sayin Sinan Aygün 04.03.2002 tarihli bir mektupla, Devlet Güvenlik Kurulu (DGK) üyesi ve Genelkurmay Baskani sayin org. H. Kivrikogluna "Petrol ve Türkiye Üzerine Oynanan Oyunlar" basligini tasiyan resmî bir rapor sunmustur. Sayin Aygün, ATO'nun yayinlarindan (kitaplardan) bazilari ile bu mektubu ve raporu bize de göndermek lütfunda bulunmuslardir. Kendilerine tesekkür ve saygilarimi sunarim.

Rapordaki çok önemli gerçekleri, özetler halinde sunuyorum:
"... En güvenilir yöntem olan uzaydan, uydu vasitasiyla yapilan arastirmalarda, yerküresinin haritasi çikarilmistir ve 5000 metre derinlerde, çok büyük rezervler tespit edilmistir. Bu rezervlerin büyük bir kismi ise Türkiye topraklari üzerindedir.
Nitekim bu tespitler birçok kaynak tarafindan da dogrulanmistir. 1970'li yillarin ortalarinda dünyanin dev petrol sirketleri, Türkiye üzerinde uzaydan uydu ile petrol arastirmasi yapmislardir (genelkurmayin izni ile). Arastirma sonucunda Türkiye'nin 5000-5500 metre derinliklerinde, çok zengin petrol yataklarinin oldugu ortaya çikmistir.

Türkiye'de 20 yil müddetle Shell firmasinin Arastirma Genel Müdürlügünü yapmis olan Antony Hages sunlari söylemistir: "Petrol ile ilgilenen herkes bilir ki; Türkiye, bir petrol okyanusu üzerinde oturmaktadir."
Türkiye'de büyük rezervler oldugunu ortaya koyan tespit ve açiklamalar vardir.

Bunlardan birkaç örnek:
-Hakkâri'de TPAO-Avusturya ve ABD tarafindan açilan ve "burada petrol yok" denilen kuyuda, son derece yüksek ve kaliteli rezerv bulundu.
-Arce sirketi tarafindan 10 yil önce kapatilan kuyuda, Dogu ve Güneydogu Anadolu bölgesinin en zengin yatagi bulundu. (Cumhuriyet Gazetesi)
-Hava Kuvvetleri Komutani, Cumhur Asparuk: "Birakin Afganistan'i, Türkiye'ye bakin. Dünyanin en zengin petrol yataklarinin Türkiye'de oldugunu biliyor musunuz?" (Star Gazetesi)
-Ceylanpinar yakinlarinda 2.5 milyar varillik rezerv tespit edildi.
-Adiyaman bölgesinde yüksek basinçli ve çok zengin dogalgaz yatagi bulundu.
-Flash TV'de bir açik oturuma konuk olarak katilan Prof. Dr. Anil Çeçen, su bilgiyi vermistir: "Zamanin Cumhurbaskani Cevdet Sunay'a Sovyetler Birliginin o devirdeki Ankara Büyükelçisi, uzaydan yaptiklari arastirmalarda, Türkiye'nin çok zengin petrol yataklarini tespit ettiklerini ve bunlarin birlikte çikarilip isletilmesini teklif etti."
-Hakkâri ilinde, 3000 metre derinlikte Shell firmasinin 1991 yilinda açtigi ve "burada petrol yok" diyerek terkedilen kuyuda, zengin petrol damarina rastlanmistir.
-Geophysical Institute of Israil adli sirket, yaptigi arastirmalarda Trakya'da çok zengin dogalgaz, Diyarbakir'da ise petrol sahalari oldugunu açiklamistir.
-TPAO'nun 20 yil önce terkettigi kuyulari alan özel sektörümüz, halen basarili bir sekilde isletmektedirler.

Basta DPT olmak üzere TPAO yetkilileri de halkimizi, Türkiye'de petrol olmadigina inandirmaya çalismaktadirlar. DPT, Türkiye'de petrol çikarilmasinin son derece pahali ve riskli oldugunu söylemektedir. Bütün gerçekler ortadayken bu nasil bir söylemdir? Halbuki dünya petrol devletleri sunlari söylemektedir: "TÜRKIYE, TÜRKLERE BIRAKILMAYACAK KADAR, KIYMETLI BIR ÜLKEDIR."
Bes sahifelik rapordan alinan bu gerçekler göstermektedir ki; resmî bilgi ve kaynaklara göre Türkiye, dünyanin en zengin petrol rezervlerine sahip bulunmaktadir.

Bor Madenleri Kaynagi: Son zamanlarda gelisen teknoloji, bor mineralini bütün sanayi dallarinin, vazgeçilmesi mümkün olmayan ve alternatifi de bulunmayan temel girdileri konumuna getirmistir. Petrolün alternatifi bor cevheridir. Fakat borun su anda bir alternatifi yoktur ve olacagi da mümkün görülmüyor. Yeralti kaynaklarimizin basinda bor cevheri gelmektedir. Dünya bor rezervinin % 80'den fazlasina sahip bulunmaktayiz. Rezerv ve kalite yönünden dünyada tekel durumundayiz. Bazi ileri teknoloji ürünlerinin (bilgisayar, cep telefonu v.s.) imalinde, uzay sanayiinde Türk borlari, olmazsa olmaz bir öneme sahiptir. Türk bor kaynaklari, dünyanin asgarî 400 yillik ihtiyacini karsilayacak kapasitededir. Bu bilginin sahibi olan konunun arastirmaci ve uzmanlarina göre, Anadolu'daki bu madenin miktari 10 milyar ton civarindadir. (Bugünkü fiyatlara göre 15-20 trilyon dolar.) Bu çok degerli cevher, ülke topraklarinin altinda, bu azîz milletin kalkinma ve refahina sunulmayi dört gözle beklemektedir. Dahilî ve haricî ihanet çeteleri, petrolde oldugu gibi bu serveti de esir almis bulunmaktadirlar. Isletilmeyen, isletilmesine mani olunan madenlere "esir madenler" denilmektedir.
Bor; sanayinin her dalinda, su anda 450 çesitten fazla mamül maddenin üretiminde kullanilmaktadir. Dayanikliligi ve sertligi saglamada, ara ürün olarak kullanilmaktadir. Isiya son derece dayaniklidir. ABD roketlerinde Türk borlari kullanilmaktadir. Radar dalgalarini emdigi, absorbe ettigi için hayalet uçaklarinin imalinde kullanilmaktadir. Sadece ABD de 600'den fazla proje, bor'un yakit olarak kullanilmasi ile ilgili patent almistir. Borla çalisan otomobiller üretime girmistir.

"Bor minerali, ayni zamanda alternatif yakit teknolojisinin birincil arastirma ve kullanim kaynagidir. Hava, ulasim ve savas uçaklari ilk defa ses üstü hizlara borlu yakitlar sayesinde ulasmistir. Savas basligi tasiyan füzelerin kullandigi yakit, uzaya gönderilen uydulari yörüngelerine tasiyan ve oturtan roket motorlari, borlu yakitlar kullanirlar. Yapilan arastirmalar bor mineralinden sifir emisyonlu, çevre dostu bor motorlarinin üretim ve kullaniminin önünü açmistir. Bor, Ingiltere, Fransa ve özellikle ABD'de askerî arastirmalarin yogunlastigi bir mineraldir. Son yillarda borun problemsiz bir yakit olarak, özellikle süpersonik ve hipersonik hizlara ulasan uçaklarda kullanildiginda süphe yoktur. (Bor Gerçegi) isimli eserin ön sözünden-Eti Holding Bas Müf. M.M. Çinki"

Altin Varligimiz: "Türkiye, günümüzde isletilebilir önemli miktarda altin rezervine sahip oldugu halde, bunlardan yararlanamayan dünyadaki tek ülkedir. Oysa bilinen sahalarin isletmeye alinmasiyla Türkiye, Avrupa'nin en fazla altin üreten ülkesi olma potansiyeline sahiptir. Söz konusu potansiyel, devreye sokuldugunda ortalama 160 ton/yil altin ithalatimizin tamami, yurt içindeki üretimle karsilanabilir hale gelecektir. Türkiye, altin potansiyelinin tahmini amaciyla yapilan arastirma sonucuna göre 6500 ton ve üstü rakamlara ulasabilecegi hesaplanmistir. 6500 tonluk rezervin (300 dolar/ONS) fiyatiyla degeri, yaklasik 70 milyar dolardir. Ülke ekonomisinde yaratacagi katma deger ise bunun 5-6 katina kadar çikabilir."

Krom (Kromit) Varligimiz: Bu maden, ülkemizin önemli yeralti kaynaklarindan biridir. Krom üretimi bakimindan dünyanin önde gelen ülkeleri arasindayiz. Dünya rezervinin %10'u Türkiye'de bulunmaktadir. Bulgular, bu payin %10'un üzerine çikabilecegi yönündedir. ½unu kesinlikle unutmamamiz gerekir. Maden varligimiz yabancilar tarafindan arastirilip tespit edilmis ancak daima, kasten, bilerek rezervler düsük gösterilmistir. Tipki verimli petrol kuyularinin, "petrol yok" yalani ile kapatildigi gibi. Onun için bugün, ülkede bilinen ve tespit edilen maden varligimiz daha genis rezervler ihtiva etmektedir. Borda Türkiye, dünyada tekel durumunda oldugu halde yabanci sirketler kasten, "Türkiye'de bor tükenmistir, çok az rezerv vardir." v.s gibi yillarca rapor yayinlamislardir.

"Krom cevheri, dünya sanayiinin vazgeçilmez bir üretim girdisidir. Atmosfer korozyonuna, kimyasal etkilere, asinmaya karsi yüksek direnç göstermesi, çok sert olmasi sebebiyle çelik ve öteki minerallerin korunmasinda kaplama olarak yaygin bir sekilde kullanilir. Silâh sanayiinin, ikamesi olmayan çok önemli bir girdisidir."

Türkiye, dünyanin en büyük kromit ihraç eden ülkesidir. Türk kromitleri, dünya krom pazarlarinda her zaman üst seviye fiyatlarla talep edilen, kaliteli, metalürjik kalite cevherler olarak aranmaktadir.

Ülkemizin, bu cevherden maksimum fayda saglayabilmesi için, kaynaklarin (ferrokrom ve paslanmaz çelik) üretimine yönlendirilmesi, bu sanayinin acilen kurulmasi sarttir. Türkiye'nin, paslanmaz çelik tüketimi 100.000 ton/yil civarindadir. (Yillik 200 milyon- 1 milyar dolarlik ithalat söz konusudur.)

Toryum Varligimiz: Bu maden, roket ve uçaklarin imalinde, seramik ve elektrik aletleri yapiminda, aydinlatmada kullanilmaktadir. Çok önemli kullanildigi alan ise nükleer enerji sanayiidir. Nötron absorbsiyonu ile (uranyum-223'e) dönüstürülerek nükleer enerji kaynagi olarak kullanilmaktadir. Dünya toryum rezervinin büyük (1/2) bir bölümüne sahip olmamiza ragmen, uzun yillardan beri bir türlü nükleer santraller insa edemedik. Çünkü; birileri, "nükleer santralleri içine sindirememektedir." Disaridan pahali enerji ithali, sanayiye en pahali enerji satmayi, halkin fakirlesmesini içlerine çok güzel sindirmektedirler. Enerji açiginin kapatilmasi için acilen bu santrallerin de devreye girmesi, millî bir borçtur.

Türkiye'nin yeraltı kaynakları, Enerji Hammaddeleri (kömür, bitümlü şeyl, petrol), Süstaşları, Türkiye'nin Özel Mineral ve Taşları, Metalik Madenler ve Endüstriyel Hammaddeler şeklinde 5 başlık altında sunulmaktadır. Ayrıca yine bu bölümde Türkiye'nin Madencilik Tarihi'ne ışık tutan materyaller sergilenmektedir.
 
ENERJİ HAMMADDELERİ

Enerji hammaddelerinin büyük bölümünü, kömür, petrol, doğalgaz gibi (bitkisel ve hayvansal kökenli) fosil yakıtlar oluşturmaktadır. Ancak son zamanlarda, jeotermal enerji kaynakları ile nükleer yakıt hammaddesi olarak kullanılan uranyum ve toryum mineralleri de enerji hammaddesi olarak kabul edilmektedir.

Bu bölümde gaz halinde bulunan doğalgaz ile sıcak su-buhar halinde olan jeotermal kaynaklar dışındaki enerji hammaddeleri sergilenmektedir. Türkiye'de enerji hammaddelerine dayalı olarak çeşitli elektrik santralleri ve petrokimya sanayi tesisleri faaliyet göstermektedir. Ayrıca enerji hammaddeleri, sanayi tesislerinde, ısınmada ve ulaşım araçlarında çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.
Bu bölümde Türkiye'nin enerji hammaddeleri yeralmaktadır. Radyoaktif mineraller, kömür, petrol, bitümlü şeyl, asfaltit vb.

KÖMÜR NEDİR?
Kömür; bitkisel kökenli organik maddeler ve inorganik bileşenlerden oluşan tortul bir "kayaç"tır. Bataklıklarda bitki ve ağaç kalıntılarının üst üste yığışarak çökelmesi ve milyonlarca yıllık bir süreç içerisinde kimyasal ve fiziksel etkilerle değişime uğraması sonucu oluşur.

KÖMÜRLEŞME OLAYI
Kömürleşme; bir kömürü oluşturan organik madde birikimine, basınç ve sıcaklık etkidiğinde bu maddede meydana gelen fiziksel ve kimyasal değişimlerin tümüdür. Ortamdaki basınç ve sıcaklığın artmasına bağlı olarak bu organik maddenin bünyesindeki su, uçucu maddeler (CO2 , CO , O2 , CH4 , NOx , SO2 , H2S , H2 vs.) azalmakta, karbon oranı, kalori değeri (antrasit seviyesine kadar) artmaktadır. Burada ideal fiziksel ve kimyasal değişimlere bağlı olarak aşağıdaki kömürleşme seviyeleri ("rank") görülmektedir.
Turba - Linyit- Alt Bitümlü Kömür -Bitümlü Kömür(Taşkömürü)- Antrasit -Grafit


Ok yönünde, metamorfizma şiddeti (basınç + sıcaklık etkisi ) artmakta,
Karbon yüzdesi ve kalori miktarı artmakta,
Buna bağlı olarak su ve uçucu maddeler azalmaktadır.

RADYOAKTİF MİNERALLER
Birçok mineralin kimyasal bileşiminde yer alan Toryum ve Uranyum, yer kabuğunun doğal radyoaktif 2 elementidir. Uranyum'un nükleer parçalanmasını kontrollü bir şekilde kullanan insan, Uranyum'dan büyük miktarda enerji elde eder. Radyoaktif mineraller, nükleer santrallerde enerji üretmek için çok aranan minerallerdir. Dünyadaki Uranyum üretimi yaklaşık olarak yılda 50.000 ton civarındadır. 10cm çaplı(yaklaşık 1kg) bir Pehblend (Uraninit) minerali nükleer santralde kullanıldığında elde edilen enerji 12 ton kömürden elde edilen enerjiye eşittir.


SÜSTAŞLARI
Süstaşları, ya da diğer bir deyişle kıymetli ve yarı kıymetli taşlar, tarih öncesi çağlardan beri, güzellik, zenginlik ve güç simgeleri olarak kullanılmışlardır.
Süstaşları doğal olarak oluşan minerallerdir. Ancak onları diğer minerallerden ayıran bazı temel özellikler vardır. Bunlar, dayanıklılık, güzellik ve az bulunabilirliktir (nadirlik). Bu temel kriterlerin dışında, taşınabilirlik, şeffaflık, kesilebilirlik, parlatılabilirlik, ışık yansıtma, renk oyunları ve bünyesinde safsızlıklar içerme gibi bazı özellikler de taşların değerlerini belirleyen ve artıran diğer unsurlardır.
Süstaşları sınıflamalarında kıymetli taşları, yarı kıymetli taşlardan ayıran kesin bir tanımlama yoktur. Yüzyıllardan bu yana sürüp gelen geleneğe göre, elmas, zümrüt, safir, yakut kıymetli taşlar, diğerleri ise yarı kıymetli taşlar olarak kabul edilirler.


TÜRKİYE'NİN ÖZEL MİNERAL VE TAŞLARI
Bu bölümde, bulunuşu itibarıyla mineraller dünyasında Türkiye adı ile birlikte anılan, lületaşı, oltutaşı, şeffaf kristal diyaspor, kemmererit gibi mineraller sergilenmektedir.
Ayrıca, isimlerini Anadolu'daki antik yerleşim yerlerinden alan mineraller de bu bölümde yer almaktadır. Örneğin İstanbul'da Kalkedon'dan kalsedon, Muğla'da Alabanda'dan almandin, Manisa'da Sardis'den sard, Bandırma'dan pandelmit vb. gibi...


METALİK MADENLER
Metalik Madenler; demir, krom, alüminyum, bakır, kurşun, çinko, antimuan altın, gümüş vb. gibi bir çok yararlı metal ürünün kaynağını oluştururlar. Doğada metalik cevher mineralleri genellikle, gang mineralleri adı verilen ve metal elde edilmesinde istenmeyen bileşenlerle birlikte bulunurlar. Bu nedenle metalik madenler, ergitilmeden önce kırma, öğütme ve çeşitli zenginleştirme işlemlerinden geçirilirler.

Bu bölümde yurdumuzda işletilen önemli metalik madenler sergilenmektedir. Türkiye'de metalik madenlere dayalı olarak, demir-çelik, alüminyum, krom kimyasalları-ferrokrom, bakır ve gümüş sanayi tesisleri kurulmuştur. Ayrıca altın, kurşun, çinko, antimuan gibi metalik madenlere yönelik olarak üretim yapan çeşitli tesisler faaliyet göstermektedir.


ENDÜSTRİYEL HAMMADDELER
Endüstriyel Hammaddeler; bor, trona (doğal soda), mermer, feldispat, kil, kaolen, bentonit, sepiyolit, manyezit, tuz, perlit, pomza, alçıtaşı, sölestin vb. gibi metalik olmayan madenlerdir. Günlük yaşamımızda sıkça kullandığımız, seramik, cam, yapı, kimya vb. gibi bir çok sanayi ürününün elde edilmesinde ana girdi olan endüstriyel hammaddeler, metalik madenlere oranla daha kolay ve basit işlemlerden geçirilerek kullanıma sunulurlar.

Bu bölümde yurdumuzda işletilen önemli endüstriyel hammaddeler sergilenmektedir. Türkiye'de endüstriyel hammaddelere dayalı olarak, kimya, seramik, refrakter, cam, çimento, yapı-boya sanayi ve ticari tesisleri faaliyet göstermektedir.
MTA'dan Alınmıştır
 
Ülkemiz çesitli yeralti kaynaklarinin olusturdugu çok zengin servetlere sahip bulunmaktadir. Bu kaynaklarin basinda; petrol, bor, toryum, altin, krom gibi madenlerimiz gelmektedir.

Türkiye'de Petrol Varligi: Dahilî ve haricî vatan hainlerinin, yillarca Türkiye'de petrolün bulunmadigi, çok az olan rezervlerin de çok derinde olmasi sebebiyle ekonomik olmadigi, ihtiyaçlari karsilamaktan çok uzak oldugu yalanlari ile ülke insani, uyutulmaya çalisilmistir. Türkiye, güneyde, doguda, kuzeydoguda, kaliteli ve çok büyük petrol rezervlerine sahip ülkelerle komsu bulunmaktadir. Bulundugu cografî konum itibariyle petrol olmadigini iddia etmek ya akil noksanligina ya da vatan hainligine delâlet eder. Türkiye petrolündeki oyunlar, ikinci sikki temsil eden ihanet çetesinin eseridir.

Ankara Ticaret Odasi (ATO) Baskani sayin Sinan Aygün 04.03.2002 tarihli bir mektupla, Devlet Güvenlik Kurulu (DGK) üyesi ve Genelkurmay Baskani sayin org. H. Kivrikogluna "Petrol ve Türkiye Üzerine Oynanan Oyunlar" basligini tasiyan resmî bir rapor sunmustur. Sayin Aygün, ATO'nun yayinlarindan (kitaplardan) bazilari ile bu mektubu ve raporu bize de göndermek lütfunda bulunmuslardir. Kendilerine tesekkür ve saygilarimi sunarim.

Rapordaki çok önemli gerçekleri, özetler halinde sunuyorum:
"... En güvenilir yöntem olan uzaydan, uydu vasitasiyla yapilan arastirmalarda, yerküresinin haritasi çikarilmistir ve 5000 metre derinlerde, çok büyük rezervler tespit edilmistir. Bu rezervlerin büyük bir kismi ise Türkiye topraklari üzerindedir.
Nitekim bu tespitler birçok kaynak tarafindan da dogrulanmistir. 1970'li yillarin ortalarinda dünyanin dev petrol sirketleri, Türkiye üzerinde uzaydan uydu ile petrol arastirmasi yapmislardir (genelkurmayin izni ile). Arastirma sonucunda Türkiye'nin 5000-5500 metre derinliklerinde, çok zengin petrol yataklarinin oldugu ortaya çikmistir.

Türkiye'de 20 yil müddetle Shell firmasinin Arastirma Genel Müdürlügünü yapmis olan Antony Hages sunlari söylemistir: "Petrol ile ilgilenen herkes bilir ki; Türkiye, bir petrol okyanusu üzerinde oturmaktadir."
Türkiye'de büyük rezervler oldugunu ortaya koyan tespit ve açiklamalar vardir.

Bunlardan birkaç örnek:
-Hakkâri'de TPAO-Avusturya ve ABD tarafindan açilan ve "burada petrol yok" denilen kuyuda, son derece yüksek ve kaliteli rezerv bulundu.
-Arce sirketi tarafindan 10 yil önce kapatilan kuyuda, Dogu ve Güneydogu Anadolu bölgesinin en zengin yatagi bulundu. (Cumhuriyet Gazetesi)
-Hava Kuvvetleri Komutani, Cumhur Asparuk: "Birakin Afganistan'i, Türkiye'ye bakin. Dünyanin en zengin petrol yataklarinin Türkiye'de oldugunu biliyor musunuz?" (Star Gazetesi)
-Ceylanpinar yakinlarinda 2.5 milyar varillik rezerv tespit edildi.
-Adiyaman bölgesinde yüksek basinçli ve çok zengin dogalgaz yatagi bulundu.
-Flash TV'de bir açik oturuma konuk olarak katilan Prof. Dr. Anil Çeçen, su bilgiyi vermistir: "Zamanin Cumhurbaskani Cevdet Sunay'a Sovyetler Birliginin o devirdeki Ankara Büyükelçisi, uzaydan yaptiklari arastirmalarda, Türkiye'nin çok zengin petrol yataklarini tespit ettiklerini ve bunlarin birlikte çikarilip isletilmesini teklif etti."
-Hakkâri ilinde, 3000 metre derinlikte Shell firmasinin 1991 yilinda açtigi ve "burada petrol yok" diyerek terkedilen kuyuda, zengin petrol damarina rastlanmistir.
-Geophysical Institute of Israil adli sirket, yaptigi arastirmalarda Trakya'da çok zengin dogalgaz, Diyarbakir'da ise petrol sahalari oldugunu açiklamistir.
-TPAO'nun 20 yil önce terkettigi kuyulari alan özel sektörümüz, halen basarili bir sekilde isletmektedirler.

Basta DPT olmak üzere TPAO yetkilileri de halkimizi, Türkiye'de petrol olmadigina inandirmaya çalismaktadirlar. DPT, Türkiye'de petrol çikarilmasinin son derece pahali ve riskli oldugunu söylemektedir. Bütün gerçekler ortadayken bu nasil bir söylemdir? Halbuki dünya petrol devletleri sunlari söylemektedir: "TÜRKIYE, TÜRKLERE BIRAKILMAYACAK KADAR, KIYMETLI BIR ÜLKEDIR."
Bes sahifelik rapordan alinan bu gerçekler göstermektedir ki; resmî bilgi ve kaynaklara göre Türkiye, dünyanin en zengin petrol rezervlerine sahip bulunmaktadir.

Bor Madenleri Kaynagi: Son zamanlarda gelisen teknoloji, bor mineralini bütün sanayi dallarinin, vazgeçilmesi mümkün olmayan ve alternatifi de bulunmayan temel girdileri konumuna getirmistir. Petrolün alternatifi bor cevheridir. Fakat borun su anda bir alternatifi yoktur ve olacagi da mümkün görülmüyor. Yeralti kaynaklarimizin basinda bor cevheri gelmektedir. Dünya bor rezervinin % 80'den fazlasina sahip bulunmaktayiz. Rezerv ve kalite yönünden dünyada tekel durumundayiz. Bazi ileri teknoloji ürünlerinin (bilgisayar, cep telefonu v.s.) imalinde, uzay sanayiinde Türk borlari, olmazsa olmaz bir öneme sahiptir. Türk bor kaynaklari, dünyanin asgarî 400 yillik ihtiyacini karsilayacak kapasitededir. Bu bilginin sahibi olan konunun arastirmaci ve uzmanlarina göre, Anadolu'daki bu madenin miktari 10 milyar ton civarindadir. (Bugünkü fiyatlara göre 15-20 trilyon dolar.) Bu çok degerli cevher, ülke topraklarinin altinda, bu azîz milletin kalkinma ve refahina sunulmayi dört gözle beklemektedir. Dahilî ve haricî ihanet çeteleri, petrolde oldugu gibi bu serveti de esir almis bulunmaktadirlar. Isletilmeyen, isletilmesine mani olunan madenlere "esir madenler" denilmektedir.
Bor; sanayinin her dalinda, su anda 450 çesitten fazla mamül maddenin üretiminde kullanilmaktadir. Dayanikliligi ve sertligi saglamada, ara ürün olarak kullanilmaktadir. Isiya son derece dayaniklidir. ABD roketlerinde Türk borlari kullanilmaktadir. Radar dalgalarini emdigi, absorbe ettigi için hayalet uçaklarinin imalinde kullanilmaktadir. Sadece ABD de 600'den fazla proje, bor'un yakit olarak kullanilmasi ile ilgili patent almistir. Borla çalisan otomobiller üretime girmistir.

"Bor minerali, ayni zamanda alternatif yakit teknolojisinin birincil arastirma ve kullanim kaynagidir. Hava, ulasim ve savas uçaklari ilk defa ses üstü hizlara borlu yakitlar sayesinde ulasmistir. Savas basligi tasiyan füzelerin kullandigi yakit, uzaya gönderilen uydulari yörüngelerine tasiyan ve oturtan roket motorlari, borlu yakitlar kullanirlar. Yapilan arastirmalar bor mineralinden sifir emisyonlu, çevre dostu bor motorlarinin üretim ve kullaniminin önünü açmistir. Bor, Ingiltere, Fransa ve özellikle ABD'de askerî arastirmalarin yogunlastigi bir mineraldir. Son yillarda borun problemsiz bir yakit olarak, özellikle süpersonik ve hipersonik hizlara ulasan uçaklarda kullanildiginda süphe yoktur. (Bor Gerçegi) isimli eserin ön sözünden-Eti Holding Bas Müf. M.M. Çinki"

Altin Varligimiz: "Türkiye, günümüzde isletilebilir önemli miktarda altin rezervine sahip oldugu halde, bunlardan yararlanamayan dünyadaki tek ülkedir. Oysa bilinen sahalarin isletmeye alinmasiyla Türkiye, Avrupa'nin en fazla altin üreten ülkesi olma potansiyeline sahiptir. Söz konusu potansiyel, devreye sokuldugunda ortalama 160 ton/yil altin ithalatimizin tamami, yurt içindeki üretimle karsilanabilir hale gelecektir. Türkiye, altin potansiyelinin tahmini amaciyla yapilan arastirma sonucuna göre 6500 ton ve üstü rakamlara ulasabilecegi hesaplanmistir. 6500 tonluk rezervin (300 dolar/ONS) fiyatiyla degeri, yaklasik 70 milyar dolardir. Ülke ekonomisinde yaratacagi katma deger ise bunun 5-6 katina kadar çikabilir."

Krom (Kromit) Varligimiz: Bu maden, ülkemizin önemli yeralti kaynaklarindan biridir. Krom üretimi bakimindan dünyanin önde gelen ülkeleri arasindayiz. Dünya rezervinin %10'u Türkiye'de bulunmaktadir. Bulgular, bu payin %10'un üzerine çikabilecegi yönündedir. ½unu kesinlikle unutmamamiz gerekir. Maden varligimiz yabancilar tarafindan arastirilip tespit edilmis ancak daima, kasten, bilerek rezervler düsük gösterilmistir. Tipki verimli petrol kuyularinin, "petrol yok" yalani ile kapatildigi gibi. Onun için bugün, ülkede bilinen ve tespit edilen maden varligimiz daha genis rezervler ihtiva etmektedir. Borda Türkiye, dünyada tekel durumunda oldugu halde yabanci sirketler kasten, "Türkiye'de bor tükenmistir, çok az rezerv vardir." v.s gibi yillarca rapor yayinlamislardir.

"Krom cevheri, dünya sanayiinin vazgeçilmez bir üretim girdisidir. Atmosfer korozyonuna, kimyasal etkilere, asinmaya karsi yüksek direnç göstermesi, çok sert olmasi sebebiyle çelik ve öteki minerallerin korunmasinda kaplama olarak yaygin bir sekilde kullanilir. Silâh sanayiinin, ikamesi olmayan çok önemli bir girdisidir."

Türkiye, dünyanin en büyük kromit ihraç eden ülkesidir. Türk kromitleri, dünya krom pazarlarinda her zaman üst seviye fiyatlarla talep edilen, kaliteli, metalürjik kalite cevherler olarak aranmaktadir.

Ülkemizin, bu cevherden maksimum fayda saglayabilmesi için, kaynaklarin (ferrokrom ve paslanmaz çelik) üretimine yönlendirilmesi, bu sanayinin acilen kurulmasi sarttir. Türkiye'nin, paslanmaz çelik tüketimi 100.000 ton/yil civarindadir. (Yillik 200 milyon- 1 milyar dolarlik ithalat söz konusudur.)

Toryum Varligimiz: Bu maden, roket ve uçaklarin imalinde, seramik ve elektrik aletleri yapiminda, aydinlatmada kullanilmaktadir. Çok önemli kullanildigi alan ise nükleer enerji sanayiidir. Nötron absorbsiyonu ile (uranyum-223'e) dönüstürülerek nükleer enerji kaynagi olarak kullanilmaktadir. Dünya toryum rezervinin büyük (1/2) bir bölümüne sahip olmamiza ragmen, uzun yillardan beri bir türlü nükleer santraller insa edemedik. Çünkü; birileri, "nükleer santralleri içine sindirememektedir." Disaridan pahali enerji ithali, sanayiye en pahali enerji satmayi, halkin fakirlesmesini içlerine çok güzel sindirmektedirler. Enerji açiginin kapatilmasi için acilen bu santrallerin de devreye girmesi, millî bir borçtur.
Türkiye'nin yeraltı kaynakları, Enerji Hammaddeleri (kömür, bitümlü şeyl, petrol), Süstaşları, Türkiye'nin Özel Mineral ve Taşları, Metalik Madenler ve Endüstriyel Hammaddeler şeklinde 5 başlık altında sunulmaktadır. Ayrıca yine bu bölümde Türkiye'nin Madencilik Tarihi'ne ışık tutan materyaller sergilenmektedir.

ENERJİ HAMMADDELERİ

Enerji hammaddelerinin büyük bölümünü, kömür, petrol, doğalgaz gibi (bitkisel ve hayvansal kökenli) fosil yakıtlar oluşturmaktadır. Ancak son zamanlarda, jeotermal enerji kaynakları ile nükleer yakıt hammaddesi olarak kullanılan uranyum ve toryum mineralleri de enerji hammaddesi olarak kabul edilmektedir.

Bu bölümde gaz halinde bulunan doğalgaz ile sıcak su-buhar halinde olan jeotermal kaynaklar dışındaki enerji hammaddeleri sergilenmektedir. Türkiye'de enerji hammaddelerine dayalı olarak çeşitli elektrik santralleri ve petrokimya sanayi tesisleri faaliyet göstermektedir. Ayrıca enerji hammaddeleri, sanayi tesislerinde, ısınmada ve ulaşım araçlarında çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.
Bu bölümde Türkiye'nin enerji hammaddeleri yeralmaktadır. Radyoaktif mineraller, kömür, petrol, bitümlü şeyl, asfaltit vb.

KÖMÜR NEDİR?
Kömür; bitkisel kökenli organik maddeler ve inorganik bileşenlerden oluşan tortul bir "kayaç"tır. Bataklıklarda bitki ve ağaç kalıntılarının üst üste yığışarak çökelmesi ve milyonlarca yıllık bir süreç içerisinde kimyasal ve fiziksel etkilerle değişime uğraması sonucu oluşur.

KÖMÜRLEŞME OLAYI
Kömürleşme; bir kömürü oluşturan organik madde birikimine, basınç ve sıcaklık etkidiğinde bu maddede meydana gelen fiziksel ve kimyasal değişimlerin tümüdür. Ortamdaki basınç ve sıcaklığın artmasına bağlı olarak bu organik maddenin bünyesindeki su, uçucu maddeler (CO2 , CO , O2 , CH4 , NOx , SO2 , H2S , H2 vs.) azalmakta, karbon oranı, kalori değeri (antrasit seviyesine kadar) artmaktadır. Burada ideal fiziksel ve kimyasal değişimlere bağlı olarak aşağıdaki kömürleşme seviyeleri ("rank") görülmektedir.
Turba - Linyit- Alt Bitümlü Kömür -Bitümlü Kömür(Taşkömürü)- Antrasit -Grafit

Ok yönünde, metamorfizma şiddeti (basınç + sıcaklık etkisi ) artmakta,
Karbon yüzdesi ve kalori miktarı artmakta,
Buna bağlı olarak su ve uçucu maddeler azalmaktadır.

RADYOAKTİF MİNERALLER
Birçok mineralin kimyasal bileşiminde yer alan Toryum ve Uranyum, yer kabuğunun doğal radyoaktif 2 elementidir. Uranyum'un nükleer parçalanmasını kontrollü bir şekilde kullanan insan, Uranyum'dan büyük miktarda enerji elde eder. Radyoaktif mineraller, nükleer santrallerde enerji üretmek için çok aranan minerallerdir. Dünyadaki Uranyum üretimi yaklaşık olarak yılda 50.000 ton civarındadır. 10cm çaplı(yaklaşık 1kg) bir Pehblend (Uraninit) minerali nükleer santralde kullanıldığında elde edilen enerji 12 ton kömürden elde edilen enerjiye eşittir.

SÜSTAŞLARI
Süstaşları, ya da diğer bir deyişle kıymetli ve yarı kıymetli taşlar, tarih öncesi çağlardan beri, güzellik, zenginlik ve güç simgeleri olarak kullanılmışlardır.
Süstaşları doğal olarak oluşan minerallerdir. Ancak onları diğer minerallerden ayıran bazı temel özellikler vardır. Bunlar, dayanıklılık, güzellik ve az bulunabilirliktir (nadirlik). Bu temel kriterlerin dışında, taşınabilirlik, şeffaflık, kesilebilirlik, parlatılabilirlik, ışık yansıtma, renk oyunları ve bünyesinde safsızlıklar içerme gibi bazı özellikler de taşların değerlerini belirleyen ve artıran diğer unsurlardır.
Süstaşları sınıflamalarında kıymetli taşları, yarı kıymetli taşlardan ayıran kesin bir tanımlama yoktur. Yüzyıllardan bu yana sürüp gelen geleneğe göre, elmas, zümrüt, safir, yakut kıymetli taşlar, diğerleri ise yarı kıymetli taşlar olarak kabul edilirler.



TÜRKİYE'NİN ÖZEL MİNERAL VE TAŞLARI
Bu bölümde, bulunuşu itibarıyla mineraller dünyasında Türkiye adı ile birlikte anılan, lületaşı, oltutaşı, şeffaf kristal diyaspor, kemmererit gibi mineraller sergilenmektedir.
Ayrıca, isimlerini Anadolu'daki antik yerleşim yerlerinden alan mineraller de bu bölümde yer almaktadır. Örneğin İstanbul'da Kalkedon'dan kalsedon, Muğla'da Alabanda'dan almandin, Manisa'da Sardis'den sard, Bandırma'dan pandelmit vb. gibi...

METALİK MADENLER

Metalik Madenler; demir, krom, alüminyum, bakır, kurşun, çinko, antimuan altın, gümüş vb. gibi bir çok yararlı metal ürünün kaynağını oluştururlar. Doğada metalik cevher mineralleri genellikle, gang mineralleri adı verilen ve metal elde edilmesinde istenmeyen bileşenlerle birlikte bulunurlar. Bu nedenle metalik madenler, ergitilmeden önce kırma, öğütme ve çeşitli zenginleştirme işlemlerinden geçirilirler.

Bu bölümde yurdumuzda işletilen önemli metalik madenler sergilenmektedir. Türkiye'de metalik madenlere dayalı olarak, demir-çelik, alüminyum, krom kimyasalları-ferrokrom, bakır ve gümüş sanayi tesisleri kurulmuştur. Ayrıca altın, kurşun, çinko, antimuan gibi metalik madenlere yönelik olarak üretim yapan çeşitli tesisler faaliyet göstermektedir.

ENDÜSTRİYEL HAMMADDELER
Endüstriyel Hammaddeler; bor, trona (doğal soda), mermer, feldispat, kil, kaolen, bentonit, sepiyolit, manyezit, tuz, perlit, pomza, alçıtaşı, sölestin vb. gibi metalik olmayan madenlerdir. Günlük yaşamımızda sıkça kullandığımız, seramik, cam, yapı, kimya vb. gibi bir çok sanayi ürününün elde edilmesinde ana girdi olan endüstriyel hammaddeler, metalik madenlere oranla daha kolay ve basit işlemlerden geçirilerek kullanıma sunulurlar.

Bu bölümde yurdumuzda işletilen önemli endüstriyel hammaddeler sergilenmektedir. Türkiye'de endüstriyel hammaddelere dayalı olarak, kimya, seramik, refrakter, cam, çimento, yapı-boya sanayi ve ticari tesisleri faaliyet göstermektedir.
Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü Web Sitesinde Alınmıştır
Türkiye’de En Çok Çıkarılan Madenler

Sanayi sektörüne ham madde sağlayan madencilik sektörü bu yönüyle ülkemizin temel taşı olan sektörlerinden biridir. Çeşitlilik ve rezerv açısından oldukça zengin maden yataklarına sahip olan Türkiye, birçok madende dünyanın en büyük rezervlerine sahiptir. Dünya maden sektöründe rekabet gücümüzün yüksek olduğu en önemli madenlerimiz bor, toryum, linyit, mermer, manyezit, nadir toprak elementleri, zeolit, trona, barit, feldispat ve sodyum sülfattır.

Endüstriyel minerallerde dünya rezervlerinin yüzde 2.5’i, dünya bor mineralleri rezervlerinin yüzde 62’si, bentonit rezervlerinin yüzde 20’ si ve perlit rezervlerinin de yarısından çoğu ülkemizde yer almaktadır.

Türkiye’de petrol ve kömür dışında 4,400 maden yatağı bulunmaktadır. Bu kaynaklardan elde edilen madenler sanayi sektöründe ham madde olarak kullanılmakta, üretim fazlası ihraç edilmektedir.

Bugün, Türk madencilik sektöründe 53 farklı maden ve mineralin üretimi yapılmaktadır. Madenlerimiz; ’’endüstriyel ham maddeler’’, ’’metalik madenler’’ ve ’’endüstriyel ham maddeler’’ olarak gruplandırılır.

Türkiye’de madenciliğin yüzde 85’i kamu sektörü, yüzde 15’i özel sektör tarafından yapılmaktadır. Başlıca üreticiler Eti Holding A.Ş. Türkiye Taş Kömürü İşletmesi (TKİ), Karadeniz Bakır İşletmeleri (KBİ), Türkiye Demir Çelik İşletmesi (TDÇİ), Tekel, Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) ve özel sektördür. Üretimde; kamu sektörü mineral yakıtlar ve metalik cevher üretiminde ağırlıklı iken özel sektör endüstriyel ham madde üretiminde yoğunlaşmıştır.

Bor MineralleriÇok geniş kullanım alanına sahip olan bor mineralleri ve kimyasallarının kullanıldığı sanayi dalları cam ve seramik sanayi, temizleme ve beyazlatma sanayi, yanmayı önleyici madde yapımı, tarım, metalurji ve nükleer uygulamalardır.

Türkiye dünya bor rezervlerinin üçte ikisine sahiptir. Bor minerallerinin görünür rezervi 640 milyon tonun üzerinde muhtemel rezervi ise 870 milyon tonun üzerindedir. En büyük tinkal yatakları Eskişehir’in Kırka bölgesinde yer alır. Kolemanit cevheri Kütahya-Emet, Balıkesir-Bigadiç ve Bursa-Kestelek bölgelerinde yer alır.

Ülkemiz bor minerali üretiminde A.B.D.’nden sonra dünyada ikinci büyük üreticidir. Ülkemizde üretilen bor minerallerinin yüzde 10’u doğrudan mineral olarak kullanılırken, geriye kalan kısmı bor türevlerinin üretimi için kullanılmaktadır.

Türkiye, bor minerali ihracatında ham maddenin yanısıra asitborik, susuz boraks, boraks pentahidrat, boraks dekahidrat ve sodyum perborat gibi rafine ürünler ihraç etmektedir. Bor tuzlarının Türkiye’deki tek üreticisi ve ihracatçısı Eti Holding A.Ş.’dir. Etibank’ın ham bor üretimi B2O3 bazında 450.000 ton/yıl civarındadır. Bu üretimin yaklaşık yüzde 50’si kolemanit, yüzde 20’si üleksit ve yüzde 30’u tinkal konsantresi olarak gerçekleştirilmektedir. Üretimin bir kısmı Kırka ve Bandırma’da kurulu bor türevleri tesislerinde pentahidrat, dekahidrat, borik asit ve sodyum perborata dönüştürülmektedir. 2000 yılı bor ve türevlerine ait üretim incelendiğinde üretimin yüzde 51’inin ham bor yüzde 35’nin ise rafine bora ait olduğu görülmektedir.

Tabii boratlar ihracatımız 2001 yılında bir önceki yıla göre yüzde 16 azalma göstererek 96 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. ABD, İtalya, İspanya, Hollanda, Japonya ve Çin önemli alıcı ülkeler olarak dikkat çekmektedir.

Kromit
Metalik cevherler grubunda yer alan krom, özellikle metalurji, kimya, refrakter ve döküm sanayilerinin ana ham maddesidir.

Dünya kromit madenciliğinde yüzde 6’lık üretim payı ile dikkati çeken ülkemiz 25 milyon tonluk rezerve sahiptir. Türkiye’nin halen 2 000 000 ton/yıl tüvenan krom cevheri ile 160.000 ton/yıl ferrokrom üretim kapasitesi mevcuttur. Üretim ve ihracatta en önemli ürün ferrokromdur.

En önemli yataklar Elazığ–Guleman, Erzincan-Kopdağ, Köyceğiz-Fethiye, Muğla, Eskişehir, Karsantı-Pozantı- Adana, Harmancık, Orhaneli-Bursa ve Pınarbaşı-Kayseri’ de bulunur.

2001 yılında krom ihracatımız 24 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. En önemli pazarlar Rusya, Norveç, Ukrayna ve Slovakya olmuştur. Ferrokrom ihraç ettiğimiz en önemli pazarlar ise ABD, Hollanda ve Belçika’dır.

ManyezitÖzellikle ısıya dayanıklı refrakter malzeme yapımında kullanılan manyezit, ülkemizin dünya maden sektöründe rekabet edebileceği madenlerden biridir. Dünyadaki önemli rezervlerden birine sahip olan Türkiye’nin manyezit rezervi 168,4 milyon tondur. Bu rezervin büyük bölümü Kütahya-Eskişehir üçgeninde yoğunlaşmaktadır. Bunun yanısıra Erzincan ve Çanakkale’de de mevcut yataklar bulunmaktadır.

Türkiye’de en önemli manyezit üreticisi Kümaş Kütahya Manyezit İşletmesidir. Çitosan Konya Krom Manyezit Tuğla Sanayi’de diğer önemli üreticilerden biridir.
İhraç ettiğimiz manyezit ürünleri arasında tabii magnezyum karbonat ve ateşe dayanıklı tuğla en büyük paya sahiptir.

2001 yılında manyezit ihracatı yüzde 3’lük artışla 36 milyon dolar olarak gerçekleşirken, Avusturya, Ukrayna, İran ve İspanya en önemli alıcı ülkeler olmuştur.

Bakır
Endüstride yaygın olarak kullanılan bakırın başlıca kullanım alanları, elektrik-elektronik, inşaat, ulaşım, kimya, kuyumculuk ve boya sektörleridir.

Türkiye’nin görünür bakır rezervi 3,7 milyon ton metal bakır, toplam rezerv miktarı ise 15,8 milyon tondur. Türkiye bakır rezervi bakımından üç önemli bölgeye sahiptir; Doğu Karadeniz, Güneydoğu Anadolu ve Trakya.

Bugün Türkiye’nin bakır cevheri üretiminin büyük bir çoğunluğu özel sektör tarafından gerçekleştirilmektedir. En önemli üretici aynı zamanda blister bakırın tek üreticisi olan Karadeniz Bakır İşletmeleridir. Çayeli Bakır İşletmesi, Etibank Küre Bakırlı Pirit İşletmeleri de bakır üretimi yapan diğer önemli işletmelerdir.

2001 yılı bakır cevherleri ve konsantrelerine ait ihracatımız 34 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, Bulgaristan Japonya, Çin ve Finlandiya en önemli pazarlar olmuştur.

ÇinkoÇinko, kullanım açısından demir dışı metaller içerisinde alüminyum ve bakırdan sonra gelen en önemli üç metalden birisidir. En çok galvanizlemede kullanılmakla beraber, pirinç alaşımı ile döküm kalıpları yapımı, çinko oksit yağlı boya ve lastik üretimi kullanıldığı diğer alanlardır.

Türkiye’nin çinko rezervi yaklaşık 2,7 milyon tondur. Türkiye’nin dünya çinko rezervindeki payı yüzde 2,07 olmasına karşın cevher üretimi ancak yüzde 0,28 civarındadır. Oksitli cevher yatakları Orta Toroslarda Zamantı (Kayseri-Niğde-Adana) bölgesinde yer alır. Ayrıca Konya, Malatya, Bingöl ve Bitlis’te küçük rezervler bulunmaktadır.

Türkiye’de yılda yaklaşık 40.000 ton çinko metali üretme kapasitesine sahiptir. Bu üretimin yarısı iç piyasada tüketilmekte, kalanı ise ihraç edilmektedir. İhracat, üretimdeki artışa parelel olarak artış göstermektedir. Ülkemizdeki en önemli çinko üreticisi Çayeli Bakır İşletmeleri’dir.

2001 yılında 18 milyon dolarlık çinko cevheri ve konsantreleri ihraç edilmiştir. İhracatta Yunanistan, Belçika-Lüksemburg, Bulgaristan ve Finlandiya ilk sıralarda yer almaktadır.

Feldispat
Feldispat cam sanayii, seramik sanayi, kaynak elektrodları ve boya sanayinde kullanılan önemli bir endüstriyel ham maddedir.

Türkiye 130 milyon tonluk rezervle dünya toplam rezervleri içinde yüzde 10’luk paya sahiptir. Önemli feldispat yatakları Manisa, Demirci, Kütahya-Simav, Aydın-Çine ve Muğla-Milas bölgelerinde yer alır.

Türkiye’de feldispatın büyük bir kısmı özel sektör tarafından üretilmekte ve yüzde 90’ı ihraç edilmektedir. Feldispat ihracatında, ihraç edilen en önemli ürün ham feldispatın dışında öğütülmüş feldispat ve yüzdürülerek arıtılmış feldispattır.
1990 yılından itibaren düzenli bir şekilde artan feldispat ihracatımız 1999 ve 2000 yılındaki artışın aksine 2001 yılında yüzde 30’luk düşüşle 27 milyon dolar olmuştur. Feldispat ihracatı yaptığımız ülkeler arasında İtalya, İspanya ve Endonezya ilk sırada yer almaktadır.

Mermer ve Diğer Doğal Taşlar
Türkiye’nin görünür, muhtemel, mümkün doğal taş rezerv toplamı 5,2 milyar m3-13,9 milyar ton civarındadır. Bu rezervin büyük bir bölümü Afyon, Balıkesir, Muğla, Eskişehir, Denizli, Tokat, Çanakkale, Konya, Bilecik, Kırşehir ve Elazığ illerinde bulunur.

Türkiye’de üretilen mermer çeşitleri arasında Afyon Beyazı, Bilecik Pembe, Marmara Beyazı, M.Kemalpasa Beyazı, Karacabey Siyah, Elazığ Vişne, Denizli Traverten ve Trakya Graniti örnek verilebilir.

Ülkemizde mermer üretiminde faaliyet gösteren 20 civarında entegre tesis, orta büyüklükte 40 işletme ve 1500 civarında irili ufaklı atölye yılda 1,2 milyon ton mermer işletmektedir.

Mermer, blok veya kesilmiş-parlatılmış olarak ihraç edilmektedir. İhracat değerlerinde katma değeri en yüksek ürün işlenmiş ürünlere aittir. Sektörün ihracat potansiyeli, yatırımlara paralel olarak hızla gelişmektedir. Özellikle işlenmiş mermer ihracatı sürekli artış içindedir. 2001 yılında toplam doğal taş ihracatımız bir önceki yıla göre değer bakımından yüzde 20 oranında artarak 223 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu değerin 154 milyon doları işlenmiş mermere, 53 milyon doları blok mermer ihracatına, 16 milyon doları ise granit ve diğer sert taşların ihracatına aittir. İşlenmiş mermer ihracatında en önemli pazarlar ABD, İsrail, Türkmenistan, Suudi Arabistan ve İspanya olmuştur.

Ham-plaka ve blok mermer ihracatın en fazla artış gösterdiği ürün grubudur. Bu ürünlerin 2001 yılı ihracatı, yüzde 77’lik artışla 53 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. İspanya, İtalya, Çin ve Almanya en önemli pazarlardır.

2001 yılında 16 milyon dolarlık granit ve sert taş ihracatı gerçekleştirilmiştir. Bu ürünlerde en önemli alıcı ülkeler Almanya, İtalya ve Yunanistan olmuştur. Granit, ihracatı yeni gelişmekte olan bir sektör olmakla beraber bu alandaki yatırımların artmasıyla, ihracat değerlerinde de artış beklenmektedir.

Pomza
Türkiye, pomza rezervleri açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Araştırma yapılmış alanlarda yaklaşık 3 milyar m3’lük pomza rezervi olduğu tahmin edilmektedir. Rezervler İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Mevcut yataklar Orta Anadolu’da özellikle Ürgüp Avanos ve Kayseri’nin Talas-Tamarza-Develi bölgesinde yoğunlaşmıştır. Ayrıca Doğu Anadolu bölgesinde Bitlis, Van, Ağrı, Kars, Ankara, Isparta ve Muğla illerinde bulunur.

Tekstil sektöründeki eğilimlere bağlı olarak değişim gösteren pomza taşı ihracatımız, tekstil sektöründeki daralmanın etkisiyle düşüş trendine girmiştir. 2001 yılı pomza ihracatımız 5 milyondolar olarak gerçekleşmiştir. İhracat yaptığımız önemli ülkeler Hollanda, ABD Fas ve Tunus’tur.

Barit
Türkiye dünya toplam barit rezervinin yüzde 2,1’ine sahiptir. Bu rezervler dövülmüş, ufalanmış veya ham, iyi kalitede barit içerir. Barit yatakları Konya, Maraş, Muş, Antalya ve Kütahya’da yer alır.

En önemli barit tüketicilerinin yakınında yer alan Türkiye, ihracat için iyi imkanlara sahiptir. 2001 yılında barit ihracatımız mevcut pazarlara artarak devam etmiş, Rusya, Suriye, Yunanistan ve Romanya ilk sıralarda yer almıştır.

Bentonit ve Kaolin
Türkiye’de bilinen bentonit yatakları Edirne-Enez, Çankırı, Tokat-Reşadiye, Ankara-Kalecik ve Giresun-Tirebolu’da bulunur. Türkiye’de dövülmüş bentonit üretimi geçen 20 yıl süresince düzenli olarak artmıştır. 2001 yılı bentonit ihracatında, Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya ilk sıralarda yer alan pazarlarımızdır.

Başlıca kaolinit grubu kil minerallerinden oluşan bir kayaç olan kaolin özellikle seramik, kauçuk, çimento ve kozmetik sanayinde genellikle dolgu ve kaplama maddesi olarak kullanılmaktadır.

Türkiye’deki kaolin rezervleri Marmara Bölgesinde Balıkesir ilinde, Nevşehir, Bolu Niğde, Çanakkale, Eskişehir ve Doğu Karadeniz Bölgesinde yer alır.

2001 yılı kaolin ihracatı 5 milyon dolar olarak gerçekleşirken, İspanya, Tunus ve Birleşik Arap Emirlikleri önemli pazarlarımız olmuştur.

Selestit (Stronsiyum Sülfat)
Türkiye’nin bilinen ekonomik yatakları Sivas’ın Akkaya köyündedir. Görünür rezerv 600.000 ton ve toplam potansiyel rezerv 2 milyon tonun üzerindedir.

Türkiye selestit ihracatı, dünya selestit ihracatının büyük bir bölümünü oluşturur.
Türkiye’de ki en önemli üretici firma Barit Maden A.Ş.’dir ve üretimin tamamını ihraç etmektedir.

2001 yılında selestit ihracatımız bir önceki yıla göre büyük bir artış gösterek 4 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. G. Kore, Almanya, Japonya ve Hindistan alıcı ülkeler olmuştur.

Perlit
Dünyadaki perlit rezervlerinin yarısından çoğu Türkiye’de bulunur. En önemli perilt yatakları; Cumaovası, Manisa, Biga, Soma, İzmir-Dikili, Konya ve Erzincan- Mollaköy’de bulunmaktadır.

2001 yılında 3 milyon dolar olarak gerçekleşen perlit ihracatında Belçika-Lüksemburg, Hindistan ve Fransa ilk sıralarda yer almaktadır.

Diğer Önemli Maden ve MinerallerTürkiye zengin endüstriyel madenlere sahiptir. Ticari olarak üretilen diğer maden ve mineraller; refrakter ve seramik killeri, alçı, sepiyolit, diatomit, zeolit, kükürt, kurşun, gümüş, antimon, alüminyum cevheri, alçıtaşı, fosfat, tuz, sodyumsülfat, kuvars, endüstriyel kum, dolomit, talk, wollastonit, kıyanit, kalsit, zımpara taşı ve kalsiyum florittir.

Petrol ve Türkiye



PETROL hayatın her alanında. Hiçbir enerji kaynağı şimdiye kadar insanoğlunun yaşamına petrol kadar dâhil olmamıştır. Petrolü ya hammadde ya da doğrudan enerji kaynağı olarak kullanmaktayız. Polyesterden plastiğe, ilaç hammaddesinden makyaj malzemelerine, tarımdan bilgisayar çipine varıncaya kadar günlük hayatta kullandığımız hemen her şeyin üretiminde petrol hammadde olarak kullanılmaktadır. Bunun yanında ham petrolün rafinerilerde işlenmesinden elde edilen petrol ürünleri de yakılmak suretiyle ısı ya da güç elde etmede kullanılmaktadır. Gelişmiş ülkeler ve uluslararası organizasyonlar daha bundan bir kaç yıl öncesine kadar petrolün ekonomideki öneminin artık azaldığını ve eskiden olduğu gibi petrol arzındaki şokların ekonomiyi fazla etkilemeyeceğini iddia ediyorlardı. Oysa petrole olan talep gittikçe artıyor. Önümüzdeki yıllarda talep artışının en çok gelişmekte olan ülkelerde olacağı tahmin edilse de, gelişmiş ülkelerin petrol bağımlılığında bir azalma beklenmiyor.


Arzı kısıtlı olsa da petrole olan talep artmaya devam ediyor: Halen dünyamızda 12 günde bir 1 milyar varil petrol tüketiyoruz. Bugün en iyi şartlarda tükettiğimiz her iki varil başına ancak bir varil petrol keşfediyoruz ve ucuz petrol devri açıkça sona erme yolunda. Bilindiği gibi petrol yenilenemeyen bir kaynak. Önemli olan petrolün ne zaman biteceği değil, dünyadaki petrolün yarısını ne zaman tüketmiş olacağımız. Çünkü o noktadan sonra, arz talebi karşılamayacak, ucuz ve kolay petrol devri kapanacak. Bugün yüksek gibi görünen petrol fiyatları ise tarihe petrolün ucuz olduğu dönem olarak yer alacak.

Petrolün alternatifi halen mevcut değildir. Bu aşamada ancak, kısmi bir ikameden söz etmek mümkündür. Bu ikameyi sağlayabilecek kaynakların kesintiye uğramadan, kolay, ucuz ve yedek desteğe ihtiyaç duymadan insanoğlunun enerji ihtiyacını tamamen karşılaması ihtimali ise çok azdır. Alternatif enerji kaynakları ve teknoloji, ısıtmada ve elektrik enerji üretiminde petrolün yerinin kısmen doldurulmasına imkân sağlasa da ulaşım sektöründe küresel çapta bir ikame yakın gelecekte gözükmemektedir.

2000 yılından itibaren dünyanın en çok ticareti yapılan jeo-stratejik ve politik bir ürün olan petrolün piyasası, bilinmeyen bir yöne sapmış durumda. Piyasanın yönünü belirlemede arz ve talepten başka doların konumu ve değeri, kıymetli metallerin değeri, türev piyasaları ve faiz oranları gibi diğer etmenler ilerde şüphesiz daha belirgin rol oynayacak. 2009 yılına kadar normal şartlarda petrol fiyatlarında sürekli artış yaşanmayacak. Fakat o tarihten sonra devreye girecek yeni büyük üretim sahalarının olmaması ve o zamana kadar bulunacak olanların da 2014'ten önce üretime başlamasının zor olacağı kabul edilirse, muhtemelen 2015'te arzın talebi karşılamaya yetmemeye başlayacağı tahmin ediliyor.

Petrol ithalatına bağımlı ve toplam enerji tüketiminin çoğunu petrolün oluşturduğu gelişmekte olan ülkeler en ağır darbeyi alacak. Petrol ekonomisinin geleceğinin tehlikede olduğu ihtimalinin göz ardı edilmesi, gerek ülke ekonomileri gerekse dünya ekonomisi ve hatta insanoğlu için çok ciddi sonuçlara yol açacak. B-Planına sahip olmayan ülkelerin geleceği karanlık. Ayrıca petrole bağımlı ülkeler ihtiyaçlarını gidermek için petrol zengini ülkelere her türlü baskıyı sürdürecek. Suudi Arabistan, Sudan, Venezuela ve İran bu bağlamda risk altında.

Sonuç olarak; enerji politikamızda önemli revizyonlar gereklidir.Petrol bağımlılığımızı ikame edecek teknolojik ve jeo-stratejik yatırımlara önem verilmelidir. Bu bağlamda ülkemizin geleceği ile birebir alakalı olan ve hayati önem taşıyan bio-teknoloji yatırımları ve teşvikleri arttırılmalı bu konuda stratejik bir plan yapılarak acilen devreye sokulmalıdır. Sanayi devrimini kaçıran, bilişim devrimini ise tam manası ile kavramayan bir ülkede biyo-teknoloji devrimini kaçırmamak; ulusal ve uluslar arası platformda söz sahibi olabilmek ve geleceğimizi nasıl etkileyeceğini tartışmamız ile birlikte yeni çözümler üretmemiz gerekir.
 
PETROL hayatın her alanında. Hiçbir enerji kaynağı şimdiye kadar insanoğlunun yaşamına petrol kadar dâhil olmamıştır. Petrolü ya hammadde ya da doğrudan enerji kaynağı olarak kullanmaktayız. Polyesterden plastiğe, ilaç hammaddesinden makyaj malzemelerine, tarımdan bilgisayar çipine varıncaya kadar günlük hayatta kullandığımız hemen her şeyin üretiminde petrol hammadde olarak kullanılmaktadır. Bunun yanında ham petrolün rafinerilerde işlenmesinden elde edilen petrol ürünleri de yakılmak suretiyle ısı ya da güç elde etmede kullanılmaktadır. Gelişmiş ülkeler ve uluslararası organizasyonlar daha bundan bir kaç yıl öncesine kadar petrolün ekonomideki öneminin artık azaldığını ve eskiden olduğu gibi petrol arzındaki şokların ekonomiyi fazla etkilemeyeceğini iddia ediyorlardı. Oysa petrole olan talep gittikçe artıyor. Önümüzdeki yıllarda talep artışının en çok gelişmekte olan ülkelerde olacağı tahmin edilse de, gelişmiş ülkelerin petrol bağımlılığında bir azalma beklenmiyor.
 
Arzı kısıtlı olsa da petrole olan talep artmaya devam ediyor: Halen dünyamızda 12 günde bir 1 milyar varil petrol tüketiyoruz. Bugün en iyi şartlarda tükettiğimiz her iki varil başına ancak bir varil petrol keşfediyoruz ve ucuz petrol devri açıkça sona erme yolunda. Bilindiği gibi petrol yenilenemeyen bir kaynak. Önemli olan petrolün ne zaman biteceği değil, dünyadaki petrolün yarısını ne zaman tüketmiş olacağımız. Çünkü o noktadan sonra, arz talebi karşılamayacak, ucuz ve kolay petrol devri kapanacak. Bugün yüksek gibi görünen petrol fiyatları ise tarihe petrolün ucuz olduğu dönem olarak yer alacak.

Rusyanın Moskova Şehri başkent moskova

25.11.2009 · Kategori: Cografya

Masallar şehri Moskova-1

Masallar şehri Moskova

Rusya Federasyonu'nun başkenti. Şehir merkezinde 10.406.578'lik nüfusa sahiptir. 1081 km² Rusya'nın iki federe şehrinden biridir. Moskova nehrinin içinden geçtiği bu şehir Dünya'nın en yoğun işleyen (mimarisi ile ünlü) metro sistemine sahiptir. 1980 yaz olimpiyatlarına ev sahipliği yapmıştır. Moskovada yaşayan milyarder sayısı diğer dünya şehirlerden fazladır, bu da en çok milyarderin yaşadığı şehir ünvanını getirmiştir. 2007 ylı istatistiklerine göre dünyanın en pahalı şehirleri listesinde 1. sıraya yerleşmiştir. Eğitim, bilim alanında birçok kuruma sahip çıkar. Ayrıca Eurovision 2009'a ev sahipliği yapmıştır.


Masallar şehri Moskova-2

Kent içinden geçen nehirle adlandırılmıştır. Kentin adı ile ilgili bazı kuramlar bulunmaktadır fakat adının kökeni tam olarak bilinmemektedir. 1917'deki Rus Devrimi'nden sonra 12 Mart 1918'de Rus Sovyeti Federe Sosyalist Cumhuriyeti'nin başkenti oldu. Daha sonra da SSCB'nin başkenti oldu.

Masallar şehri Moskova-3

Genel olarak Moskova'da geçmişine ait hiç bir iz kalmamış. Soğuk ve ürpertici havası yerine, şu anda her yerde ışıklandırılmış binalar, en lüks mağazaların bulunduğu caddeler, masal ülkelerini anımsatan yapıları, kafeler de içilen votkalardan sonraki insanların yüzündeki tatlı sarhoşluk var artık Moskova da.

Masallar şehri Moskova-4

Moskova votka ve havyar ile bilinir. Havyar, mersinbalığının dişi yumurtasından elde edilir. Havyarın bir çok çeşidi bulunuyor. İsimlerini genel olarak mersinbalıklarından alan havyar çeşitleri Moskova'da başlıca tüketilen yiyeceklerden arasında yer alır. Havyarın kaliteli olması kadar sunumu da önemlidir. Kristal tabaklarda ve buz içinde sunumu ve yanında içmek için tercih edebileceğiniz içki ise votkadır.

Masallar şehri Moskova-5

Rusya denince akla gelen içecek ise tabii ki de, votkadır. Votkanın da havyar gibi bir çok değişik çeşidi bulunmaktadır. "Limonnaya": Limonlu votka. "Pertsovka": Kırmızı biber aromalı votka. "Stolichnaya" : Tatlı votkadır. Moskova'da votkadan sonra en çok tüketilen alkolsüz içecek ise siyah çaydır. Moskova'da çay semaverden içilir ve şekeri çayın içine karıştırmak yerine "kıtlama" yapılır. Çok uzak olmadığımız bu çay içme biçimine Moskova'da bir kafede deneyebilirsiniz.

Masallar şehri Moskova-6

Moskova'da Kızıl Meydan'da bulanan restoranlarda damak tadınıza uygun bir çok yemek bulabilirsiniz. Ancak Moskova'ya gidip te Rus mutfağından bir şeyler tatmadan dönmeyin. Özelikle "Solyanka" adı verilen pancar, turşu gibi malzemelerden yapılan bu çorbayı deneyebilirsiniz.

Masallar şehri Moskova-7

Çorbanın Rus mutfağında çok büyük bir önemi vardır. Özellikle balık çorbası ve ülkede yetişen aromatik baharatlar, tereyağlı kremalı sosları ile farklı tatlar yaratmıştırlar. Av etleri, lakerda ve deniz ürünleri de Rus mutfağı tatlarının arasında yer alır.

Masallar şehri Moskova-8

Moskova'da alışveriş denince akla gelen ilk ürün matruşkalar olsa gerek. İç içe geçmiş tahta bebekler Moskova'nın simgesi konumundadır. Moskova'nın son yıllarda yaşadığı büyük değişimi tüketim piyasasını da iyi yönde etkilemiştir. Ünlü caddelerinde açılan birçok ünlü markanın mağazalarının vitrinleri ayrı bir parlaklık veriyor Moskova'ya. Trafiğe kapalı olan "Ulista Arbat" caddesinde bu lüks mağazaların birçok örneklerini görmek mümkün.

Masallar şehri Moskova-9

Kızıl Meydan'ın bitişinde bulunan GUM; Evrensel Devlet Mağazaları adı altındaki mekanda ise birçok ürünü bir arada bulabilmeniz mümkün.

Masallar şehri Moskova-10

Açık havada sergi tadında bir alışveriş yapmak isterseniz, "İzmaylovo Parkı'nda" hafta sonları açılan tezgahlarda matruşkalardan, giyim ürünlerine, el örgülerden, hediyelik eşyalara kadar her şeyi hem de diğer mağazalara nazaran daha ucuz bir fiyata bulabilmeniz mümkün.

Masallar şehri Moskova-11

Moskova'da eğlenecek bir yer aradığınız da bulmanız hiç de zor değil. Dünyaca ünlü Moskova Sirki'nde gösterilen akrobatik gösterileri seyredebilir. Son yıllarda açılan bar ve diskolarda, kareoke yapabilir, dj'ler tarafından yapılan müzikler eşliğinde ya da canlı müzik dinleyebileceğiniz birçok mekanda gönlünüzce eğlenebilirsiniz.

Masallar şehri Moskova-12

Son yılarda gece hayatında, daha ucuz olması nedeni ile votka yerine bira tercih edilmektedir. Ama siz yinede Moskova'da meşhur votkaların tadına bakmadan dönmeyin.

Masallar şehri Moskova-13

Moskova da çok düzenli olan bir metro sistemi vardır. Yer üstü trafiği içinse söylenebilecek olan şey 5 şeritli yollarıyla trafik sorununu nispeten çözümlenmiş gibi denilebilir. Ayrıca Moskova yürüyüş için düzenli bir şehir olduğundan ve görmek isteyeceğiniz bir çok yerin merkez olan Kızıl Meydan'da bulunmasında kaynaklanan bir nedenle, bir çok yere yürüyerek gidebilirsiniz

Masallar şehri Moskova-14

Masallar şehri Moskova-15

Masallar şehri Moskova-17

Masallar şehri Moskova-19

Masallar şehri Moskova-20

Masallar şehri Moskova-21

Masallar şehri Moskova-24

Masallar şehri Moskova-26

Masallar şehri Moskova-27

Masallar şehri Moskova-28

Masallar şehri Moskova-29

Masallar şehri Moskova-30

Masallar şehri Moskova-31

Küresel ısınma nedenleri

14.11.2009 · Kategori: Cografya

Küresel Isınmanın Nedenleri: Hava koşullarının uzun bir zaman kesiti içinde ortalama durumu iklim olarak tanımlanır. Dünya son bir milyar yıl içinde yaklaşık ikiyüzelli milyon yıl süren sıcak dönemler ve bunların ardından gelen dört büyük soğuk dönem geçirmiştir.Dünya yaklaşık elli milyon yıl önce soğuk bir döneme daha girmiş, bu dönemde yüzbin yılda bir on bin yıl süreyle görülen sıcak dönemlerin haricinde soğuma eğilimi göstermiştir. Şu an bu sıcak dönemlerden biri yaşanmaktadır. Dört bin yıl önce başlayan sıcaklık düşüşleri sonucunda Dünya'nın soğuma eğiliminin artması beklenmekteydi fakat bu artış son yüzelli yıldır gerçekleşmemiştir.

 

Güneş gibi doğal etkenlerle büyüyen bu artışın nedeni, özellikle son dönemlerde, büyük ölçüde insan kaynaklı olan sera etkisiyle oluşan küresel ısınmadır.

 

 

küresel ısınmanın nedenleri:

 

Doğal Nedenler :

 

Güneşin Etkisi:
ESA bilim adamlarından Paal Brekke; iklim bilimcilerinin uzun süredir Güneş beneklerinin 11 yıllık döngüsel hareketini ve Güneş'in yüzyıllık süreçler içinde parlaklık değişimini incelediklerini belirtmiştir. Bunun sonucunda Güneş'in manyetik alanı ve protonlar ile elektronlar biçiminde ortaya çıkan güneş rüzgarının, Güneş sisteminde kozmik ışımalara karşı bir kalkan görevinde olduğu açıklanmaktadır. Güneş'in değişken aktivitesiyle zayıflayabilen bu kalkan, kozmik ışımaları geçirmektedir. Kozmik ışımaların fazla olması bulutlanmayı arttırmakta, Güneş'ten gelen radyasyon oranını değiştirerek küresel sıcaklık artışına neden olmaktadır.

 

Güneş'ten gelen ultraviyole ışınım aynı zamanda kimyasal reaksiyonların oluştuğu (ve dolayısıyla atmosferin tamamını etkileyen) ozon tabakası üzerinde değişikliğe yol açacaktır.

 

Dünya'nın Presizyon Hareketi:
1930 yılında Sırp bilim adamı Milutin MİLANKOVİÇ Dünya'nın Güneş çevresindeki yörüngesinin her doksanbeş bin yılda biraz daha basıklaştığını göstermiştir. Bunun dışında her kırkbir bin yılda Dünya'nın ekseninde doğrusal bir kayma ve her yirmi üç bin yılda dairesel bir sapma bulunduğunu belirtmiştir. Günümüz bilim adamlarının bir çoğu Dünya'nın bu hareketlerinden dolayı zaman zaman soğuk dönemler yaşadığını ve bu soğuk dönemler içindeyse yüz bin yıllık periyotlarda on bin yıl süreyle sıcak dönemler geçirdiğini bildirmektedir.seo arama motoru optimizasyonuBu da Dünya'nın doğal ısınmasının bir nedenini oluşturmaktadır.

 

El Nino'nun Etkisi:
"Güney salınımı sıcak olayı" olararak tanımlanabilecek El Niño hareketi, 1990-1998 yıllarında tropikal doğu Pasifik Okyanusu'nda deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalden 2-5º daha yüksek olmasına neden olmuştur. Özellikle 1997 ve 1998 yıllarındaki rekor düzeyde yüzey sıcaklıklarının oluşmasında, 1997-1998 kuvvetli El Niño olaylarının etkisinin önemli olduğu kabul edilmektedir. 1998'deki çok kuvvetli El Niño bu yılın küresel rekor ısınmasına katkıda bulunan ana etmen olarak değerlendirilebilir.

 
Yapay nedenler :

 

Fosil Yakıtlar:
Kömür, petrol ve doğalgaz dünyanın bugünkü enerji ihtiyacının yaklaşık %75'lik bölümünü sağlamaktadır. Yapılarında karbon ve hidrojen elementlerini bulunduran bu fosil yakıtlar, uzun süreçler içerisinde oluşmakta fakat çok çabuk tüketilmektedir. Dünyanın belirli bölgelerinde toplanmış bu yakıtların günümüz teknolojisiyle ¾'ünün yarısının çıkarılması imkansız; diğer yarısının ise çıkarılması teknik olarak çok pahalıdır. Bu da fosil yakıtları yenilenemeyen ve sınırlı yakıtlar sınıfına sokmaktadır.


 

Sera gazları:

 

Sera Gazları Oluşumu:
Güneş'ten gelen ışınların bir bölümü ozon tabakası ve atmosferdeki gazlar tarafından soğurulur. Bir kısmı litosferden, bir kısmı ise bulutlardan geriye yansır. Yeryüzüne ulaşan ışınlar geriye dönerken atmosferdeki su buharı ve diğer gazlar tarafından tutularak Dünya'yı ısıtmakta olduğundan yüzey ve troposfer, olması gerekenden daha sıcak olur. Bu olay, Güneş ışınlarıyla ısınan ama içindeki ısıyı dışarıya bırakmayan seraları andırır; bu nedenle de doğal sera etkisi olarak adlandırılır

 

sera etkisinin Önemi:
Sera etkisi doğal olarak oluşmakta ve iklim üzerinde önemli rol oynamaktadır. Endüstri devrimi ile birlikte, özellikle 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, insan aktivitesi sera gazlarının miktarını her geçen yıl arttırarak yüksek oranlara ulaştırmıştır.

 

Bu etkinin yokluğunda Dünya'nın ortalama sıcaklığının -18ºC olacağı belirtilmektedir. Ancak yaşamsal etkisi olan sera gazlarının miktarının normalin üzerine çıkması ve bu artışın sürmesi de Dünya'nın iklimsel dengelerinin bozulmasına neden olmaktadır.

 

Bu doğal etkiyi arttıran karbondioksit, metan, su buharı, azotoksit ve kloroflorokarbonlar sera gazları olarak adlandırılmaktadır. Ozon tabakasının incelmesi de başka bir etkendir.


 

Sera Gazları : Karbondioksit (CO2):
Dünya'nın ısınmasında önemli bir rolü olan CO2, Güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşması sırasında bu ışınlara karşı geçirgendir. Böylece yeryüzüne çarpıp yansıdıklarında onları soğurur.

 

CO2'in atmosferdeki kosantrasyonu 18. ve 19. yüzyıllarda 280-290 ppm arasında iken fosil yakıtların kullanılması sonucunda günümüzde yaklaşık 350 ppm'e kadar çıkmıştır. Yapılan ölçümlere göre atmosferdeki CO2 miktarı 1958'den itibaren %9 artmış ve günümüzdeki artış miktarı yıllık 1 ppm olarak hesaplanmıştır.

 

Dünyada enerji kullanımı sürekli arttığından, kullanılmakta olan teknoloji kısa dönemde değişse bile, karbondioksit artışının durdurulması olası görülmemektedir.

 

Sera Gazları: Metan (CH4):
Oranı binlerce yıldan beri değişmemiş olan metan gazı, son birkaç yüzyılda iki katına çıkmış ve 1950'den beri de her yıl %1 artmıştır. Yapılan son ölçümlerde ise metan seviyesinin 1,7 ppm'e vardığı görülmüştür. Bu değişiklik CO2 seviyesindeki artışa göre az olsa da, metanın CO2'den 21 kat daha kalıcı olması nedeniyle en az CO2 kadar dünyamızı etkilemektedir.

 

Amerika ve birçok batı ülkesinde çöplüklerin büyük yer kaplaması sorun yaratmaktadır. Organik çöplerden pek çoğu ayrışarak büyük miktarda metan salgılamakta, bu gaz da özellikle iyi havalandırması olmayan ve kontrol altında tutulmayan eski çöplüklerde patlamalara ve içten yanmalara neden olmaktadır. Daha da önemlisi atmosfere salınan metan oranı artmakta ve bunun sonucu olarak da sera etkisi tehlikeli boyutlara varmaktadır.

 

Sera Gazları: Azotoksit ve Su Buharı:
Azot ve oksijen 250ºC sıcaklıkta kimyasal reaksiyona giren azotoksitleri meydana getirir. Azotoksit, tarımsal ve endüstriyel etkinlikler ve katı atıklar ile fosil yakıtların yanması sırasında oluşur. Arabaların egzosundan da çıkmakta olan bu gaz, çevre kirlenmesine neden olmaktadır.

 

Sera etkisine yol açan gazlardan en önemlilerinden biri de su buharıdır. Fakat troposferdeki yoğunluğunda etkili olan insan kaynakları değil iklim sistemidir. Küresel ısınmayla artan su buharı iklim değişimlerine yol açacaktır.

 

Sera Gazları: Kloroflorokarbonlar (CFCs):
CFC'ler klorin, flüorin, karbon ve çoğunlukla da hidrojenin karışımından oluşur. Bu gazların çoğunluğu 1950'lerin ürünü olup günümüzde buzdolaplarında, klimalarda, spreylerde, yangın söndürücülerde ve plastik üretiminde kullanılmaktadır. Bilimadamları bu gazların ozonu yok ederek önemli iklim ve hava değişikliklerine neden olduklarını kanıtlamışlardır. Bu gazlar; DDT, Dioksin, Cıva, Kurşun, Vinilklorid, PCB'ler, Kükürtdioksit, Sodyumnitrat ve Polimerler'dir.

 

Sera Gazları: Kloroflorokarbonlar (CFCs):
1- DDT: 1940-1950 yılları arasında dünya çapında tarım alanlarındaki böcekleri zehirlemek için kullanılmıştır. Kimyasal adı 'diklorodifeniltrikloroetan'dır. Klorin içeren bu gazın insan dahil diğer canlılar için de öldürücü olduğu fark edildikten sonra üretimden kaldırılmıştır.

 

2- Dioksin: 100'ün üstünde çeşidi vardır. Bitkilerin ve böceklerin tahribatı için kullanılır. Çoğu çeşidi çok tehlikelidir; kansere ve daha birçok hastalığa neden olmaktadır.

 

3- Cıva: Cıvanın en önemli özelliği diğer elementler gibi çözünmemesidir. 1950-1960 yılları arasında etkisini önemli ölçüde göstermiş, Japonya'da birkaç yüz balıkçının ölümüne neden olmuştur. Bir ara kozmetik ürünlerinde kullanılmışsa da daha sonra son derece zehirli olduğu anlaşılıp vazgeçilmiştir.

 

4- Kurşun: Günümüzde kalemlerin içinde grafit olarak kullanılmaktadır. Vücudun içine girdiği takdirde çok zehirleyicidir; sinir sistemini çökertip beyne hasar verir.

 

5- Vinilklorid: PVC yani 'polyvinyl chloride' elde etmek için kullanılan bir gaz karışımıdır. Solunduğunda toksik etkilidir.

 

6- PCB'ler: PCB, İngilizce bir terim olan 'polychlorinated biphenyls' ten gelmektedir. Bu endüstriyel kimyasal toksik ilk olarak 1929'da kullanılmaya başlanmış ve 100'ün üstünde çeşidi olduğu tespit edilmiştir. Bunlar büyük santrallerdeki elektrik transformatörlerinin yalıtımında, birçok elektrikli ev aletlerinde aynı zamanda boya ve yapıştırıcıların esneklik kazanmasında kullanılmaktadır. Bunun yanında kansere yol açtığı bilinmektedir.

 

7- Sodyumnitrat: Füme edilmiş balık, et ve diğer bazı yiyecekleri korumak için kullanılan bir çeşit tuzdur. Vücuda girdiğinde kansere yol açtığı bilinmektedir.

 

8- Kükürtdioksit (SO2): Bu gaz sülfürün, yağın, çeşitli doğal gazların ve kömürle petrol gibi fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkar. Kükürtdioksit ve azotoksidin birbiriyle reaksiyonu sonucunda asit yağmurlarını oluşturan sülfürürik asit (H2SO4) oluşur.

 

9- Polimerler: Doğal ve sentetik çeşitleri bulunmaktadır. Doğal olanları protein ve nişasta içerirler. Sentetik olanlarıysa plastik ürünlerinde ve el yapımı kumaşlarda bulunup naylon, teflon, polyester, spandeks, stirofoam gibi adlar alırlar.

 

küresel ısınma

 

Sera Gazları: Ozon:
Ozon tabakasının incelmesi "Küresel Isınma"yı dolaylı yoldan arttırmaktadır. USNAS'ın 1979'da yayınladığı raporda, ozon tabakasında %5 - %10 arasında bir azalma olduğu gözlemlendiği öne sürülmüştür.

 

Oysa bundan bir yıl önce Kasım 1978'de uzaya fırlatılan Nimbus-7 uydusundan alınan verilere göre toplam atmosferik ozon seviyesi 1979-1991 yılları arasında orta enlemlerde %3-%5, yukarı enlemlerde %6 ila %8 arasında azalmıştır (Gleason 1993). 1992 yılında Antartika'daki Ozon seviyesi ise 1979'daki seviyenin %50'sine inmiştir. 1950 ve 60'lı yıllardaki ozon kalınlığı da 1990'lı yıllardan sonra 1/3'üne kadar inmiştir. "The National Research Council"ın 1982 Mart raporuna göre CFC salınımı bu şekilde devam ederse 21. yy'nin sonunda stratosferdeki ozon miktarı %5 ile %10 arasında bir değerde azalacaktır.

 

Sera Gazlarının Bilinen ve Olası Etkileri:
Dünyanın sıcaklığı sanayi devriminden bu yana 0,45ºC artmıştır. Bunun esas nedeni fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkan CO2 ve diğer sera gazlarıdır. Artan nüfus ve büyüyen ekonominin enerji gereksinimleri de fazlalaşmaktadır. Bu gereksinimin karşılanması ise fosil yakıt tüketiminin artmasına ve atmosferdeki CO2 miktarının büyük ölçüde çoğalmasına neden olmaktadır. Sıcaklık artışının olası etkileri teoriler biçiminde incelenmektedir.

 

Şehirlerin Isı Adası Etkisi:

 

Güneşli ve sıcak günlerde, yoğun nüfuslu ve yüksek binaların sıklıkla görüldüğü kentsel bölgelerin çevrelerine göre daha sıcak olmaları, şehirlerin ısı adası etkisini oluşturur. Bu asfaltlanmış alanlar,bitki topluluklarının köreltilmiş olduğu bölgeler ve siyah yüzeyler "ısı adası etkisi"nin başlıca nedenleridir.

 

Kentleşmiş alanlarda hava dolaşımının yapılaşmanın artışıyla engellenmesi ve doğal iklim ortamının bozulması yerel bir ısınmaya yol açar. Bu tür yerel ısınmalar da küresel ısınmayı arttırıcı etkidedir.

 

Şehir planlamasında ve bina yapımında güneş ile yapı arasındaki ilişkinin iyi ayarlanması ısı adası etkisini engelleyecektir.

 

Örnek Şehirler: Detroit (USA), Los Angeles (USA), Hong Kong (ÇİN)...

 

Smog:

 

Havaya salınan fazla miktardaki gazlar, atmosferdeki havayı yoğunlaştırır, gaz tabakasını kalınlaştırır. Bu yüzden gelen güneş ışınları daha fazla emilir, daha az yansıtılır ve yapay bir sera etkisi oluşur. Gazlar, özellikle büyük şehirlerde, Hava Yoğunluğu (Smog) oluşturarak etkili olmaktadır.

 

Smog oluşumunun bulunduğu yerleşim yerlerinde yaşayan insanlarda
- Akciğer ağrıları
- Hırıltı
- Öksürük
- Baş ağrısı
- Akciğer iltihapları görülür.

 

Sera Gazlarının Bilinen ve Olası Etkileri:
Kuraklık ve seller: Sera etkisi çeşitli iklim değişikliklerine yol açacaktır. Önlem alınmadığı takdirde bazı doğa olaylarının olumsuz etkileri çok büyük boyutlara ulaşacaktır.

 

Güç üretiminde azalma: Elektrik güç santrallerinin tamamı suya ihtiyaç duymaktadır. Sıcak geçen yıllarda elektrik istemi artacak fakat su miktarının azalmasından dolayı elektrik üretimi düşecektir. Bu da devlet ve halklara ekonomik sıkıntılar yaşatacak, çeşitli sorunlara neden olacaktır.

 

Nehir ulaşımında problemler: Sıcaklık artışına bağlı olarak nehir sularının alçalması, suyolu ticaretine engel oluşturup ulaşım giderlerini arttırmaktadır.
 
kaynak:

 

www.gsl.gsu.edu.tr/gwp/tr/index.html www.kuresel-isinma.org


 

« Önceki ::