Atatürk'ün Doğduğu Ev, Atatürkün evinin resmi
3.12.2009 · Kategori: Dersler Odevler














Sınıf yönetimi, Öğrencilerin etkili bir davranış örüntüsü kazanmaları yanında, davranışlannı anlama ve yönlendirme yollarını geliştirmelerine de yardıma olmalıdır (Jacobsen and others, 1985: 223). Her davranışın başkalan üzerindeki etkilerini kestirebilme, bunlan olumlulaştırabilme, insanların "bir topluluğun üyesi" olmaktan çıkıp "bir toplumun üyesi" olmaya yöneldiklerinin temel göstergesidir (Otta-way, 1966: 1-10).
Sınıf yönetimi kararlan, öğrencileri kontrolden çok, eğitimin kalite ve sürekliliğini sağlamaya yönelik olmalıdır (Brophy, 1988: 2). tyi bir sınıf yönetimi, iyi bir öğretime bağımlıdır. 8u anlamda sınıf yönetimi araç, kaliteli bir eğitim amaçtır.
Öğrenci başarısının değişkenlerinden biri, belki başlıcası sınıf yönetimidir.
Araştırmalar, öğrenci özelliklerindeki farklar kadar, sınıfın yapı ve yönetimindeki farkların da başarıyı belirleyici olduğunu göstermiştir. Bir sınıfta başanlı olan öğretmen, benzer öğrencilerin bulunduğu başka bir sınıfta başarısız olmuştur (Pauly, 1991: 29, 31, 43).
Sınıf yönetimi, çok yönlü ve uzun çabalar isteyen, güç bir iştir, Hergün saatlerce kalabalık bir öğrenci grubuyla beraber olmak, yapılacak her davranışı ayrıntısıyla planlamak, gerçekleşmesini sağlamak, sınıftaki her şeyden her an haberli olmak kolay değildir. Öğrenciler, uzun süre oturarak, derse ilgilerini veremezler. Öğretmenin, erken-geç, kolay-güç öğrenen, normal-özürlü öğrencilerle ayrı ayrı ilgilenmesi de gerekir. Sınıfta çok yönlü ve karmaşık bir ilişkiler ağı vardır. Ne yazık ki bazı öğretmenler bunun farkına bile varamazlar. Sınıftaki herkesin özellikleri, diğerlerinin davranışını etkiler. Öğretmen ve öğrencinin davranışı, sınıfta, herkesin inceleyebileceği şekilde ortada olduğundan, insanların duyarlığı, alınganlığı artabilir. Sınıfta herkes, ders dönemi boyunca, herkesin açık denetimindedir (Jacobsen and others, 1985: 233; Pauly, 1991 37-40).
Öğrenciler gelişim evrelerine göre, sınıf yönetimi uygulamaları da değişir, ilk yıllarda çocuklar, sınıfta kural, işlem dizin ve adetlere daha çok gereksinim duyarlar.
Bir-iki yıl içinde bunlar öğrenilmiş olabileceğinden, ağırlıktan azalır. Kural ve işlem dizinler, eğitim için araç olarak kullanılmalıdır. Daha üst sınıflarda gençlik çağı başlar, düzene uyum sorunları artar, öğrenciler, yetişkinlerin yetkesine kızmaya, tavır almaya başlarlar. Özellikle bu çağda öğretmenlerin daha duyarlı davranması gerekir.
Emir yerine istek bildiren anlatımlara yönelme, öğrencinin alınganlığını, çekingenliğini hesaba katma, öğretmenin alacağı sesli-sessiz tepkileri farklılaştırır. Daha sonraki yıllarda gençlik çağının aksilikleri geçer, ders konularına yönelim artar (Brophy, 1988: 6,7).
Sınıf ve öğrencilerin özellikleri değiştikçe, yönetsel uygulamalar da farklılaşmalıdır. Düşük yetenekli öğrencilerin çoğunlukta olduğu sınıflarda, daha çok zaman gereksenir. Kalabalık sınıflar, daha çok düzen çalışması ister. Benzeşik sınıflar, daha az sorun yaratır (Brophy, 1988: 7). Sınıf yönetimi davranışlarının seçiminde bu özellikler dikkate alınmalıdır.
Sınıf yönetiminin değişkenleri, öğrenci, öğretmen, ortam, okul ve eğitim yönetimi, çevre olarak sıralanabilir (Jacobsen and others, 1985: 234; Wrag, 1985: 202; Harris, 1991: 157). Etkili bir sınıf yönetiminin dönümcül (kritik) ögesi öğretmendir, çünkü o diğer ögelerin bütünleştiricisi ve bir dereceye kadar da belirleyicisidir. Öğretmenin yeterlikleri artırılıp, bunların kullanımının temel değişkeni olan mesleğe karşı tutumu olumlulaştırılmadıkça, iyi bir sınıf yönetimi beklenemez.
Etkili bir sınıf yöneticisi olarak öğretmenin, sınıfı eğitim için hazırlaması, sınıf kural ve süreçlerini belirleyip öğretmesi, öğretimi düzenleyip sürdürmesi, öğrencilerin uygun davranmasını sağlaması beklenir (Harris, 1991: 158).
Eğitim ortamı, sınıfın fiziksel, davranışsal ve öğretim ortamlarının bileşimiyle oluşur. Amaçlara ulaşmaya en uygun fiziksel düzenlemeler, çok yönlü hazırlıklara dayalı etkili bir eğitim planı, bu planın uygulanışında gözlenmek istenen öğretmen ve öğrenci davranış örüntüleri, ortamın ögeleri olarak görülebilir.
Özellikleri, hazır oluşu, beklentileri, davranışlarıyla öğrenci; ortam ve olanak sağlayıcı, kolaylaştırıcı, destekleyici olarak okul yönetimi ve çevre, sınıf yönetimini bu alanlar açısından etkilerler. Etkili yönetilen sınıfta, öğrencilerin görevle ilgili olma düzeyi yüksek, bozucu davranışların düzeyi düşük, öğretim zamanının amaçlar yönünde kullanılış düzeyi yüksektir (Harris, 1991: 157).
Sınıf yönetimi etkinliklerinin zaman boyutu, bu etkinliklerin çeşitlenmesini sağlayarak, bunlan farklı modellere bağlamayı kolay-laştırır. Bir eğitim yılı bütünü içinde, önce bu bütünün, sonra da gerek-sinim duyulan zamanlarda bütün içindeki tek tek etkinliklerin veya et-kinlik gruplarının, farklı modellerle yürütülmesi gerekebilir. Model seçimi ve kullanımı, amaçlara, kaynaklara ve gereksinimlere göre değişir.
Eğitim alanındaki gelişmeler, toplumsal gelişmelere de bağlı olarak, sınıf yönetimi modellerini baskıcıdan demokratiğe, şekil 14 yönelimliden amaç yönelimliye, öğretmen ağırlıklıdan öğrenci ağırlıklıya yönlendirmiştir. Bu yönelimlerin seçimi, yine de yönetim durumuna, ortama, olaylara, sınıf sisteminin çevresine göre kaymalar gösterebilir. Örneğin, yönetim algısı şekil ağırlıklı olan bir okulda öğretmen, amaç yönelimli modeli kullanmak için bu şekil özelliklerinde değişiklik yapmaya kalktığında, okul yönetiminin tepkisiyle karşılaşabilir. Bu tepki aşılamazsa, öğretmenin benimsediği modelde, tepkiye yanıt verici değişimler gerekebilir.
Sınıf yönetimi modelleri, tepkisel, önlemsel, gelişimsel ve bütünsel olarak gruplanabilir. Her modelin kullanımında, farklı yöntemler uygulanabilir. Örneğin, tepkisel modelin kullanımında, demokratikliğin veya öğrenci ağırlıklı olmanın seçenekleri, birer yöntem olarak uygulanabilir: Sınıfa kitap ve defter getirmeyen bir öğrenci davranışının değiştirilmesi amacı ile tepkisel modeli kullanırken, öğrenciyle görüşme, veliyle haberleşme, okul yönetiminden yararlanma, aileye dış destek sağlama, yerel yönetimlerden yararlanma, hukuk sistemini devreye alma yöntemlerinden birini veya birkaçını kullanabilir. Yöntem seçimi, amaçlara, olaya, tarafların özelliklerine göre değişir. Bu yöntemlerin kullanılış biçimleri farklı teknikler olarak görülür: Öğrenciyle görüşme yönteminde, doğrudan görüşme tekniği kullanılarak kitap ve defteri konu edilip soruna yaklaşılabileceği gibi, asıl konunun o olduğu farkettirilmeden, başka bir konu ile giriş yapılıp defter ve kitapla ilgili olanlar, sanki asıl konu o değilmiş gibi ele alınarak dolaylı görüşme tekniği kullanılır. İkinci teknik, duyarlığı yüksek, çekingen çocuklarda ve açıkça tartışılması rahatsızlık yaratabilecek konularla ilgili konuşmalarda daha uygundur.
Tepkisel model, istenmeyen bir düzenleniş sonucuna veya bir davranışa tepki olan sınıf yönetimi modelidir; amacı, istenmeyen durum veya davranışın değiştirilmesidir. Bu anlamıyla, sınıf yönetiminin klasik modeli olduğu söylenebilir, işleyişi, istenmeyen sonuç-tepki şeklindedir. Düzen sağlayıcı ödül-ceza türü etkinlikleri içerir. Etkinliklerin yönelimi, gruptan çok bireyedir. Bu. modele sık başvurmak zorunda kalan öğretmenin, sınıf yönetimi becerilerinin yüksek olmadığı, diğer üç modeli gereğince kullanmadığı söylenebilir. Modelin zayıf yönlerinden birisi de her tepkinin bir karşı tepki doğurur olmasıdır. Ama sınıfta istenmeyen bir davranış ve sonuç oluşmuşsa, bu modelin kullanılmasına da gereksinim duyulabilir.
Önlemsel model, planlama düşüncesine bağlı, geleceği kestirme, istenmeyen davranış ve sonucu, olmadan önleme yönelimlidir. Amacı, sınıf sorunlarının ortaya çıkmasına olanak vermeyici bir düzenleniş ve işleyiş oluşturarak, tepkisel modele gereksinimi azaltmaktır. Bu model sınıf etkinliklerini bir "kültürel sosyalleşme süreci" olarak ele alır, sınıfta, yanlış davranışa olanak vermeyen bir sosyal sistem oluşturmaya çalışır. Eğitim öncesi düzenlemeleri, istenen davranışın kolayca gösterilebileceği bir ortamı, istenmeyen davranıştan uzaklaştırıcı kuralları, plan ve programları, hazırlıkları içerir. Etkinlikler bireyden çok gruba yöneliktir (Jacobsen and others, 1985: 243; Harris, 1991:157).
Gelişimsel model, sınıf yönetiminde öğrencilerin, fiziksel, duygusal, deneyimsel gelişim düzeylerinin gerektirdiği uygulamaların gerçekleştirilmesini esas alır; bir ugulamaya geçilmeden önce, öğrencilerin ona bu açılardan hazırlanmasını öngörür.
Jacobsen (1985: 244) bu modeli dört basamaktan oluşturur.
Birinci basamak, onuncu yaşa kadar süren, nasıl öğrenci olunacağının öğrenildiği zamandır, öğretmene çok iş düşer,
İkinci basamak, on-oniki yaş arası dönemdir. Sınıf yönetimine verilen ağırlık azalır, öğrenciler olgunlaşma yolunda, sınıf düzenine uymaya, öğretmeni hoşnut ermeye isteklidir.
Üçüncü basamak, oniki-onbeş yaşlan arasıdır. Öğrenciler, zevk ve destek almak için birbirlerine bakarlar, yetke görüntüsü verirler. Öğretmeni sıkıntıya sokmayı seçebilir, bunun sonunda arkadaşlarının beğenisini de kazanabilirler. Sınıf yönetimi kurallarının nedenlerini ararlar.
Dördüncü basamak lise yıllandır. Öğrenciler, kim olduklarını, nasıl davranmaları gerektiğini anlamaya başlarlar, sosyalleşir, akıllanırlar, yönetim sorunları azalır. Çocukta ana baba ve yetişkinlerin etkisi, yirmi yaş dolaylarına kadar gittikçe azalır, sonra artar. Arkadaşlarının etkisi ise gittikçe artar. Bu iki etkinin kesiştiği oniki yaş dolayı, öğretmen ve ana baba için sıkıntı yıllandır (Brophy, 1988: 6, 7).
Sınıf yönetimi algılarını bütünleştiren bütünsel sınıf yönetimi modelinde önlemsel sınıf yönetimine öncelik verme, grubu olduğu kadar bireye de yönelme, istenen davranışa ulaşabilmek için istenmeyenin nedenlerini ortadan kaldırma vardır, istenen davranışın uygun ortamlarda gerçekleşeceği bilincine dayanarak ortam düzenlemeye, bütün önlemsel yönetim çabalarına karşın oluşabilecek istenmeyen davranışları düzeltmek amaayla tepkisel yönetim araçlarından yararlanmaya çalışılır. Bu etkinlikler sürecinde seçilecek davranış örgüleri, öğrencinin gelişim basamakları ile uyumlu olanlardan seçilir. Bu model için sınıf yönetiminin sistem modeli denebilir. Modelin çevre boyutunda; okul, aile, boş zaman etkinliklerinin yer aldığı arkadaş çevresi vardır.
HALK HİKAYESİ
Halk anlatılarının önemli bir türü olan halk hikayeleri* batıda ve bizde üretiliş tarz ve biçimi belirli bir tür olarak ele alınmış ve diğer anlatı türleri ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.
Halk hikayelerinde de bu anlatım ananesi devam etmekle beraber mühim bazı farklar onu destandan ayırır. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:
A-) Tarihi bir vakanın olması şart değildir.
B-) Nazım-Nesir karışıktır. Zamanla nesir nazıma üstünlük kazanmıştır.
C-) Şahısları ve olayların anlatılmasında realist* çizgilere daha çok yer verilmiştir.
D-) Kahramanlıktan çok aşk maceraları konunun ağırlığını teşkil etmektedir.
Konuları Bakımından Halk Hikayeleri:
1-) Aşk Hikayeleri
2-) Kahramanlık Hikayeleri
3-) Aşk ve Kahramanlık Hikayeleri
Coğrafi Yayılışları Bakımından Halk Hikayeleri:
1-) Anadolu'da Bilinen Halk Hikayeleri
2-) Türk Dünyasının Bir Bölümünde Bilinen Halk Hikayeleri
3-) Türk Dünyasının Genelinde Bilinen Halk Hikayeleri
Çeşitli ve sayıları pek çok olan Anadolu Halk hikayeleri* çok değişik kaynaklardan gelmişlerdir. Bunlar arasında* kökleri binlerce yıl önceki Türk tarihinin derinliklerinde olanlar bulunduğu gibi* yeni olaylardan doğanlar veya yabancı kültürden aktarılanlar da vardır. Halk hikayelerini kaba bir sınıflandırma ile* aşağıdaki türlere ayırabiliriz:
1) Destanlar ve Destanımsılar
2) Tarihler ve Menkıbeler
3) Aşık Hikayeleri
4) Masallar* Fıkralar ve Efsaneler
1) Destanlar ve Destanımsılar:
Destan* kelime anlamı olarak Epos demektir; destanın diğer bir türü olan aşık şiirinde tamamen farklıdır. Destanın başlıca niteliği uzun soluklu bir anlatım olmasıdır. Örneğin Oğuzlardan bize kalmış Dede Korkut Kitabı adlı destan* dresden yazmasında 12 boy ve 300 sayfalık bir metindir. Kırgızların Manaz Destanı ortalama olarak 90000 dize tutar. Görüldüğü gibi destanlar en uzun halk edebiyatı türlerindendir.
Destanlar çoğunlukla nazımla düzenlenmiştir. Aynı diğer halk edebiyatı türlerinde olduğu gibi destanda da söz* ezgi ve seyirlik anlatım biçimi kullanılmaktadır. Bütün bunların dışında destanlar ölçülü söz biçiminde söylenmiş* yani ölçü kullanılmıştır. Destanlarda anlatılanlar kahramanlık hikayeleri ve doğa üstü varlıkların geçtiği olaylardır.
Destanlar ulusların yazı öncesi çağlarında oluşmuş ve gelişmiş yapıtlardır. Destanlar da* o çağlarda insanları yaratılış* tanrılar* hem de toplumun geçmişine dair bilgiler vemek amacıyla yazılırdı. bu yüzden destanlar konuları bakımından iki grupta toplanır.
1) Kozmogoni ve mitoloji konuları - Tanrılar ve evrenin yaratılışını inceler
2) Ulusun geçmişindeki önemli olaylar ve büyük önderler
Destanların günümüze kattıkları* geleneklerimiz* göreneklerimiz ve tarihimiz hakkında verdiği bilgilerdir.En önemlileri: Oğuz Destanı* Dede korkut hikayeleri* Ergenekon Destanı
2) Tarihler ve Menkıbeler:
Önemli bazı tarih olayları* halk arasında* hikaye şekline dökülerek anlatılır. Ağızdan ağıza dolaşan bu hikayeler* zaman geçtikçe* asıl hallerinden uzaklaşırlar. Bunlar* zaman zaman* kimlikleri bilinmeyen kişiler tarafından yazıya geçirilir. Anlatılan tarihi olay* eski çağlara doğru uzaklaştıkça* hayalle beslenerek destana masala doğru kaymaya başlar. Bu kayma* olaylar yazıya üstünden uzun süre geçtikten sonra geçirildiği zaman görülür. "Tevarih-i Al-i Osman" (Osmanoğulları Tarihleri) adlı eser* olaylar yaşandığından çok kısa bir süre sonra yazıya geçirildiği için esasına bağlı kalmıştır. Olağan üstü olaylarla bezenen eserler de* İslam tarihinde görülmektedir: "Seyyid Battal Gazi"* "Cafer-i Tayyar"* "Hz. Ali'nin Cenkleri" gibi.
3) Aşk Hikayeleri:
Aşk hikayelerinin khramanı bir aşıktır. Rürk halkı şiire ve şaire karşı büyük saygı duyduğu için* birçok saz şiarlerinin hayatlarını acı-tatlı olaylarla süsleyerrek hikaye etmişlerdir. Kimi aşıklar da bu halk geleneğine uyarak* kendi hayatlarından kendi aşklarından söz eden hikayeler düzenlemişlerdir.
Bir saz şairinin hayatı çevresinde doğan hikayelerin en tanınmışları: Köroğlu* Aşık Kerem* Aşık Garip'tir. Köroğlu'ndan bir örnek:
...
Dinleyin ağalar dinleyin beyler
Sorarım bunları birgün olur ki
Adam olup koç bir ata binmişim
Kırarım belleri bir gün olur ki
Ben yükümü dağ başında çözersem
Sıra sıra koç yiğidi dizersem
Yiğitler elinde bade süzersem
Ararım bunları bir gün olur ki
...
4) Masallar* Fıkralar ve Efsaneler:
Masallar nesirle söylenmiş* dinlik ve büyülük inanışlardan ve törelerden bağımsız* tamamiyle hayal ürünü* gerçekle ilgisiz* ve anlattıklarında inandırmak iddiası olmayan* kısa bir anlatıdır. Ancak* masalı sadece "olağanüstü" olayları konu eden yazı biçimi olarak tanımlamak da hata olur* çünkü* hayal ürünü olup olağanüstü olmayan masallar da vardır. Masalı hikaye* destan ve efsaneden ayıran başlıca özellik* masalın* gerek olağan-üstü* gerek gerçek hayattan alınma olayları* hayal ürünüymüş gibi anlatmasıdır.
Fıkra terimi* genelde* fıkra* latife* nükte* ve birçok hallerde sadece hikaye anlatılarına verilen genel addır. Fıkralarda kısa ve yoğun bir anlatım tekniği kullanılır. Bu anlatı biçimi* halk edebiyatında* gerek sözlü* gerek yazılı olsun* bir hazine değerindedir ancak tam olarak derlenmiş* sınıflanmış ve incelenmiş olmadıkları için bu hikayelerden yeterince yararlanılamaz.
Efsaneyi* diğer anlatım türlerinden farklı kılan efsanenin geçmiş hakkında söylediğinin gerçek olarak kabul edilmesidir. Efsaneler gerçek niteliktedir. Diğer bir anlatım farkı ise* efsanelerin günlük anlatım diliyle* uslüpsüz* düz yazı biçiminde yazılmış olmasıdır. Bir destan parçası karmaşık ve uzun soluklu anlatı bütününden kopup* kendine özgü üslup niteliklerini yitirince* sadece olağanüstü yönleriyle bir kişiyi ya da bir olayı bildirmek göreviyle sınırlanınca "efsane" olur.
Telefonun faydaları nedir
Cep telefonlarının yararları nelerdir
Cep telefonlarının zararları çok yazıldı. Aktüelhaber de bu konuya birkaç ay önce değindi. Bir ay önce Wiener Ärztekammer bilimsel araştırma sonuçlarını açıkladı. Ben bu konu hakkında üç çocuğu olan iki arkadaşımla konuştum. Bana verdikleri ilginç cevap çocuklarına olan sevgilerinin bir ispatıydı. "?imdiye kadar birşey olmadı, şimdiden sonra ne olacak". Bilmiyorlar ki Tabak Endüstrisi, Sigara'nın zararlı olduğunu yıllar sonra kabul ettiğini. Avusturya?da 5 milyondan fazla Cep Telefonu kullanıcısı var. Bunun yaklaşık 10%? unu 16 yaşından küçükler teşkil ediyor. Sosyal zararlara değinmeden sade sağlığımızı etkileyen konuları yazmak istiyorum. Bilgi toplumunun enerjisi elektrik. Bu enerjinin yarattığı bir kirlilik var. Bunun adı Elektro Smog (Elektro manyetik sis). Ne yazık ki bu kirlilik diğerleri gibi (Eksoz dumanı, yüksek ses, ...) algılayamıyoruz. Cep telefonları da aynı şekilde kirlilik yaratıyor. Cep telefonuyla konuşurken, telefonun yakın olduğu organlar ısınır. Daha çok kullanıldığında daha çok ısınır. Konuşma sırasında telefona en yakın organlar kulak ve beyin. Bu ısınmayı takiben vücutta bazı proteinlerin üretildiği tespit edilmiş. 'Isı şoku proteini' adı verilen bu proteinler, vücudun normalden farklı işlemesine yol açıyor. Bu farklı işlemenin sonucu kanser, kalp yetersizliği, sinir sisteminin işlememesi gibi hastalıkların olabileceği düşünülüyor. Çocuklar bundan daha çok etkileniyor, çünkü yetişkinlere göre kafatasları daha ince. Ayrıca Çocukların cep telefonu radyasyonuyla rezonans olması da zararlı. Rezonans, çocukların boyu ile cep telefonu radyasyonun dalga boyu arasındaki uyumdan kaynaklanır. Bu uyuşma yetişkinlerde gözlenmez. Genel olarak dikkat edilmesi gereken unsurlar şunlardır: "Görüşmeleri olabildiğince kısa tutun. "Çocuklarınıza acil durumların haricinde asla cep telefonu kullandırmayın ve onları mesafe olarak cep telefonlarından uzak tutun. "Hamileyseniz cep telefonlarından çok acil durumlar haricinde uzak durun. Hamilelik sürecinde evinizde cep telefonlarını kapalı tutmak, hem sizin hem de bebeğiniz için daha sağlıklı olacaktır. "Cep telefonunu bir kulaklık aracılığıyla kullanmak daha güvenli. "Cep telefonunu görüşme yapma dışındaki ekstra özelliklerini kullanmaktan özellikle kaçının. "Gece yatarken mutlaka cep telefonunu kapatın. "Cep telefonu alırken mutlaka SAR (cep telefonu kullanırken vücudun emdiği radyasyon enerjisi miktarının ölçüsüdür) değerini öğrenin. SAR değeri düşük bir cep telefonu alın. Cep telefonlarının yaydığı radyasyon miktarı, telefonunuz çaldığı ya da numara çevrildiği anda maksimum düzeydedir. Bu zamanlarda telefon baş bölgenizden olabildiğince uzak durursa, zarar minimize edilmiş olur. Bir numarayı aradığınızda karşı taraf telefonunu açtıktan sonra cihazı başınıza dayayabilirsiniz. Telefonunuz çaldığında da bir, iki saniye bekledikten sonra telefonu kulağınıza götürün. Size kısa bir özet vermekti amacım, çünkü çocuklarımızın sağlığıyla hiç kimsenin oynamaya hakkı yok! Bu konuda çok araştırmalar var. Cep Telefonuyla konuşmanın zaralarını hafife alan araştırmaları kim tarafından finanse edildiğine dikkat etmenizi rica ediyorum.
« Önceki ::